Aydın Ak: Türk insanı çok iyi gözlemliyor!

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Türk insanı çok iyi gözlemliyor, çok iyi takip ediyor. Bu son derece güzel bir nokta. Kuzeye bakıyoruz. İngiltere, Almanya… Giyinmekten ziyade örtünüyorlar…”

 

İstanbul Bijuteri’nin kurucusu Aydın Ak ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik “Markaların kendine has koleksiyonları var. Roberto Cavalli’den çıkıp Versace’ye girdiğiniz zaman bambaşka bir dünyanın içindesiniz. Bu noktada distribütörün markanın ruhunu en iyi şekilde yansıtan ürünleri anlatması gerekiyor.”diyen Aydın Ak dünya trendlerine dair de değerlendirmelerde bulundu.

 

-Aydın Bey röportajımıza kısaca sizi tanıyarak başlayabilir miyiz? İstanbul Bijuteri’nin kurulum süreci nasıl gerçekleşti?

 

Tekstil imalatının içinden geldim. Yıllarca Türkiye’den yurtdışına ihracat yapan firmalarla birlikte çalıştım daha sonra birkaç arkadaş ortaklık yaparak Nişantaşı’nda bir aksesuar mağazası açtık. O dönemde Türkiye’de marka kavramı henüz oturmamıştı. Bazı markaların bijuterilerini, kemerlerini çantalarını getiriyorduk.  Sonra bu pazarda boşluk olduğunu gördük. 1990-91-92 yıllarında bu işi geliştirmeye başladık. Sonraki süreçte de bu iş bizim hobimizken işimiz haline geldi. Akmerkez’in açılmasıyla birlikte de bir bayilik organizasyonu başladı. 1995 yılına kadar yavaş yavaş bayilikler vermeye başladık. 1996 yılından itibaren tekstil ve giyim konusunda da Türkiye distribütörü olduk. 1999 yılından itibaren de marka haklarını alarak Türkiye’de ki mağazacılık konusunda eğitim verme marka haklarını koruma ve sahtecilikte mücadele gibi konulardan sorumlu olduk.

 

2000 den sonraki kriz dönemleri ise bizim büyüme fırsatını yakaladığımız yıllardı. Çünkü kiralar düşmüştü ve yatırımcılar dünya markası haline gelmiş ürünlerin mağazasını açmak istiyorlardı… Biz de marka sayısını çoğaltarak tamamen distribütörlüğe geçtik.

 

-İstanbul Bijuterinin distribütörlüğünü yaptığı markalarından bahsedebilir misiniz?

 

Markanın geniş bir skalası vardır. En tepede Haute Couture ile başlar ve birçok kategorisi vardır; spor, günlük, gece, aksesuar grupları, çantalar ayakkabılar, bijuteri, parfüm… Markanın Haute Couture mağazasının yalnızca bir şehirde, en iyi noktada, en iyi servisle bir tane olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu iş tek mağazacılıkla yürütüldüğü için de biz Haute Couture’un bir alt bölümü olan spor kategorisinde hizmet veriyoruz. Çünkü spor bölümün hitap ettiği kısım daha geniş ve tercih edilme noktasında piramidin en geniş kısmı…

 

Markalarımız ise; Class Roberto Cavalli , Marina Yatching , Herry Coton , Gattinoni , Tosca Blu , Alvero Matrini , Roccobarocco , Franke Morello , Byblos Blu , Blu Marine, La martina ,Guardiani , Richmond , Balantines, Piquadro , Love Moshcino…

 

-Dünyaca ünlü markaların Türkiye distribütörlüğünü yapıyorsunuz. Bu noktada hizmet anlayışınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

 

İstanbul bijuteri olarak biz tüm bayilerimizi senede iki defa yaz ve kış olmak üzere İtalya’ya götürüyoruz. Çünkü burada bir showroom yapmaktansa orada bir çok showroom’a ulaşabilme imkanı var.

 

Müşterilerimize acente hizmeti veriyoruz diyebilirim. Konakladıkları otelden showroom randevularına kadar tüm detayları biz organize ediyoruz ve showroomlardan ürün seçimi yaparken mutlaka ekibimizden biri müşterimize eşlik ediyor. Sipariş aşamasında lisandan ürün ve renk tercihine kadar yardımcı oluyoruz.  Bir nevi danışmanlık gibi düşünülebilir.

 

Bu iş çok zor bir iş. Markaların kendine has koleksiyonları var. Roberto Cavalli’den çıkıp Versace’ye girdiğiniz zaman bambaşka bir dünyanın içindesiniz. Bu noktada distribütörün markanın ruhunu en iyi şekilde yansıtan ürünleri anlatması gerekiyor.

 

Bayilerimize ürün seçimlerinde yardımcı oluyoruz. Sonrasında o ürünlerin ithalatını gerçekleştiriyoruz ve en son mağazada denetimini sağlıyoruz.

 

-2015 bijuteri trendleri hakkında bilgi alabilir miyiz?

 

Biz modanın farklı bir noktasındayız. Dikeni seyrediyoruz, çizeni seyrediyoruz ancak sadece alım gerçekleştiriyoruz. Birçok insandan fazla bilgim olmasına rağmen, üretimin içinden gelmeme rağmen bu konuda kendimi söz sahibi olarak görmüyorum. Ama modacılık kavramı hakkında birkaç değerlendirme yapabilirim. Modada dünya trendlerine uygun olmak önemli. Biz zamanında bunun örneğiyle karşılaştık. İtalya’da bir markanın vitrinini ortağımla birlikte uzun uzun inceledik. Zebra desenleri, piton desenleri, karman çorban desenler o kadar güzel bir şekilde birbiriyle birleştirmiş ki biz bu desen Türkiye’de nasıl beğenilebilir, insanlar alım noktasında tercih eder mi diye düşünürken ilerleyen yıllarda moda treni o markanın içinden geçti…

 

Günümüze dair bir değerlendirme yapacak olursak; artık herkes kendi modasını yaratıyor. Alt/ üst kavramı kalmadı. Çok önemli bir markanın altına sıradan bir pantolon giyilebiliyor, sıradan lastik bir ayakkabı ile kombinlenip, kola da iyi bir markanın saati takılabiliyor. Artık hiyerarşi ortadan kalktı…

 

Kendi kendine moda yaratmaya çalışanlar da var. İtalya’da 3 tane kravatı aynı anda takan insanları gördüm…

 

Türk insanı çok iyi gözlemliyor, çok iyi takip ediyor. Bu son derece güzel bir nokta. Kuzeye bakıyoruz. İngiltere, Almanya… Giyinmekten ziyade örtünüyorlar… Sarı, mavi, mor her rengi üstlerinde görebiliyorsunuz. Siyah bir ayakkabı giymişken kahverengi bir kemeri rahatlıkla kullanabiliyorlar ama Türkiye’de böyle değil.

 

-Hedeflerinizi bizimle paylaşır mısınız?

 

Etilerde Türkiye’de ilk defa düzenlenecek olan bir marka outleti açacağız. Türkiye’de outlet kavramı ne yazık ki oturmamış durumda. Amerika’da Avrupa’da outlet bambaşka bir boyutta. Markaların outlet için özel ürettiği ürünler satışa sunuluyor fakat Türkiye’de bu süreç böyle işlemiyor. Mağazalar eritemedikleri ürünlerin satışını yapmak için outlet mağazası açıyor, yapılan outletlerde birçok markanın ürünleri bulunuyor ve genel anlamda yabancı birkaç markanın ürünlerini de outlet kapsamına sokularak müşterilerin ilgisini çekmek amaçlanıyor. Biz tüm yurt dışı kontaklarımızı bitirdik Mayıs sonu gibi bu mağazamızı hizmete açacağız.

 

Artık işin de şekli değişmeye başladı…

 

Dünyanın geçirmiş olduğu ekonomik buhranlarla birlikte artık işin de şekli değişmeye başladı. 2001-2002-2003 yıllarında minimalizm ile birlikte markaların değişim süreci başladı. Ürünün markası etikette ve üründe görünmemeye başlaması da markalar için tehlikeydi esasında. Çünkü insanlar ürünün küçük de olsa bir yerinde markanın görünmesini istiyorlardı. Sonrasında farklı akımlar başladı. 2008’deki dünya krizinden sonra daha çok hem marka hem ucuz olan outlete yönelmeye başladı.

Yorumlar kapalı.