Dünyaya farklı bir gözlükle bakan ‘Satış Küpü’

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Hepimiz satış işindeyiz aslında… Kimimiz ürün satıyor, kimimiz hizmet, kimimiz fikir satıyor, kimimiz sanat. Satış hayatın kendisidir. Farklı bir bakış açısına sahip olmak sürüden ayrılmanızı ve tercih edilmenizi sağlar”

 

Dergimizin kıymetli yazarlarından biri olan Satış Küpü A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Kürşat Tuncel, bu sayımızda ilgiyle okuyacağınız bir röportajla konuğumuz oldu.

 

– Kürşat Bey, sizi satış ve pazarlama dünyasında “Satış Küpü” olarak tanıyorlar. Nereden geliyor bu isim?
Satış Küpü, 2012 yılında yayınlanmış olan kitabımın ismi. Satış ve pazarlama konusunda uzun yıllardır birikimimi katabileceğim ve bu konunun literatürünü tarayarak tek bir kaynakta her şeyi toplayabileceğim bir kitap yazmak istiyordum. 20 yılı aşkın süren profesyonel yöneticilik dönemime son verdiğimde bir dönem boşluk buldum ve bu hayalimi gerçekleştirdim. Gerek ekibimle kırmış olduğumuz satış rekorları gerekse ödüllü pazarlama kampanyalarımız nedeniyle oldukça iyi bir ilgi gördüm, bu aralar yeni baskısı yapılıyor kitabın. Sonrasında aynı isimle şirketimizi kurduk. Bugün yurtiçinde ve yurtdışında farklı sektörlerdeki şirketler için satış ve pazarlama konularında danışmanlık ve eğitim hizmetleri sağlayan bir şirketiz ve sanırım yavaş yavaş bir marka olmaya başlıyoruz.

 

– Sonrasında da yeni kitaplar geldi sanırım? Siz hem çalışma hayatında hem de yazı dünyasında yer alan bir kişisiniz değil mi?
Doğru, Satış Küpü’nü takiben Gezi olaylarının bana verdiği ilhamla 2013 yılında 140 Karakterde Satış kitabımı yayınladım. Bu belki de dünyanın ilk twit formatındaki satış kitabı, en azından Türkiye’de öyle olduğunu biliyorum. Amacım kitap okumaktan çok hoşlanmayan Y kuşağına onların sevdiği twit formatında satış pazarlamanın sırlarını aktarabilmekti. Yaratıcı bir format olduğu için özellikle gençler tarafından çok ilgi gördü. Bu aralar günümüzün popüler konusu “Koçluk” yöntemiyle satış ekiplerinin performanslarının nasıl arttırılabileceği konusundaki yeni kitabımı bitirmeye çabalıyorum. Aynı zamanda Ekovitrin gibi birkaç farklı dergide de gayrimenkul ve ekonomi yazıları yazdığım köşem var.

 

– Sizi sosyal medyada da takip eden geniş bir kitle var ama hepsi sanırım satış ve pazarlama profesyonellerinden oluşmuyor değil mi?

Tabi pop şarkıcıları veya oyuncular kadar takip edenim yok, öyle bir amacım da yok zaten. Ama ben hemen tüm sosyal medya mecralarında satış, pazarlama ve yönetim gibi konularda düzenli paylaşımda bulunuyorum. İnsanlar bunlarda bir değer görüyor demek ki takip ediyorlar. Ben satışın hayatın kendisi olduğuna inanıyorum. Hepimiz satıcıyız; kimimiz ürün, kimimiz hizmet, kimimiz fikir, kimimiz sanat satıyoruz ama herkes bir şey satıyor. Bir doktor ve bir avukat bile… Kendilerini tercih edilir kılmak zorundalar. Onun için paylaşımlarım herkesin ilgisini çekiyor, düzenlediğim eğitimlere de bu şekilde katılım oluyor.

 

– Siz eğitim vermeyi sahneye çıkıp gösteri yapmaya benzetiyorsunuz ve eğitimciler de birer yıldız olmalıdır diyorsunuz. Neden? Bir konuyu iyi bilmek yeterli değil mi?

Yetmez. Çok iyi bildiğiniz şeyleri çok iyi anlatabilmeniz gerekir. Bunu yaparken insanların sıkılmaması ve dikkatlerini koruması gerekir. Hikayeler anlatırsınız, böyle şeyler dinleyiciyi olaya bağlar ve eğlenerek öğrenmelerini sağlar. Bu açıdan evet eğitim de bir gösteri sanatı aslında. Yoksa bilgi kitapta, internette her yerde var zaten. Bir gün boyunca hem bilgi vermek hem de dikkati korumak ve eğlendirmek son derece zordur. Bu nedenle bunu az sayıda yıldız eğitmen yapabiliyor. Bunu yaparken eğitmen kendisi de eğlenir, zira salondaki insanların eğlenip eğlenmediklerini veya uyumak üzeri olduklarını sahneden görürüsünüz. Dinleyici aktif ve dinamik oldukça eğitmenin motivasyonu da artar.

 

– Kısa bir süredir danışmanlık ve eğitim işindesiniz ama isminiz hemen yayılmış, bunu neye bağlıyorsunuz?
Kutunun dışında düşünebilmeye! Genel geçer ve kabul edilmiş yaklaşımları sürekli sorgulayan ve her şeyi farklı yapmaya çalışan bir yapım var. Bu aslında pazarlama ve satışın özüdür. Farklı olmanız gerekir ki insanlar sizi diğerlerinden ayırsın ve tercih etsin. Diğer taraftan bu farkın işe yaradığı konusunda da ikna olmak isterler. Geçmişiniz önemlidir. Benim çok büyük markalarla çalışmış olmam, satış rekorları kıran ekipleri yönetmiş olmam, Capital gibi bir derginin 2010’da Türkiye’nin en iyi pazarlamacıları arasında göstermiş olması hep güven kazandırıcı noktalar. Ama içinde olduğum reklam kampanyaları da mizah dergilerine geçecek kadar fenomen oldu. Ali Ağaoğlu’nun şahsen oynadığı reklam filmi veya Necati Şaşmaz’ın oynadıkları gibi… Reklam ve pazarlamaya çok daha cesur, farklı ve yaratıcı bir açıdan bakmaya çalışıyorum.

 

– Peki, başarılı olmak için pazarlamaya, reklama çok para harcamak mı gerekiyor?
Hiç de değil! Bugün sosyal medya mecralarında herkes birer yayıncı, herkes birer yönetmen, herkes birer oyuncu. Artık insanlar reklamlarla bombalanmaktan ve kendilerine bir şeyler satılmasından hoşlanmıyorlar. İnternet anlık bir mecra, yaratıcılığı ve farklılığı kucaklıyor. Size gerçek hayatta yol vermeseler de burada kendi fırsatlarınızı yaratabiliyorsunuz. Alışıldık mecralara dünyalar kadar para dökmeden yaratıcı fikirlerle etkili ve ucuz bir pazarlama yapmak mümkün. Yalnızca biraz kalıpların dışında düşünebilmek gerekiyor. Çok farklı teknikler kullanıyoruz bugün, insanların beyin dalgalarını okuyarak bir ürünü beğenip beğenmediklerini bile anlayabiliyoruz. Pazarlamada sonsuz fırsatlar var; günümüzün rekabetçi dünyasında sıkışan şirketler hızla bizim gibi fikir yaratan ve bilimsel uygulamalara önem veren şirketlere yöneliyorlar.

 

– Siz sanırım bir de gayrimenkul sektöründe yoğun bir deneyime sahipsiniz ve hala bu konularda çalışıyorsunuz?
Evet, benim kariyer başlangıcım finans ve gayrimenkul. Aslına bakarsanız bu alanda da yazdığım üç ayrı kitabım daha var ve uzun yıllar bu konularda çalıştım, hala da çalışıyoruz. Gayrimenkul geliştirme ve finansmanı yanında satış ve pazarlaması konularıyla aktif olarak ilgileniyorum. Bu alanlarda yayınlarım ve eğitimlerim devam ediyor.

 

– Peki özel hayatında ne yapar Kürşat Tuncel, hobileriniz var mı?
Doğrusu araştırma yapmak ve yazmak çok önemli bir vaktimi alıyor, genellikle akşamları yazı yazıyorum. Profesyonel şekilde sosyal medya hesaplarımı yönetmek de keza bayağı vakit alıyor. Ama gitar çalmayı seviyorum, çok zamanımım olamasa da beni rahatlatan bir hobi. Bir de iflah olmaz bir spor bağımlısıyım. Formumu korumaya haftada en az üç gün ayırıyorum. Bence fiziksel performansınızı korumakla işteki performansınızı korumak arasında çok ciddi bir ilişki var.

 

KUTU
“Ben işi seversem başarılı olurum!”
Amacım pazarlama stratejileri ve satış alanında ilk akla gelen kişilerden birisi olmak ve Satış Küpü markasını zihinlere kazımak. Bunu yaparken paraya değil işin beni eğlendirip eğlendirmemesine öncelik veriyorum. Ben işi seversem başarılı olurum zira. Yurtdışındaki işlerle ilgili çalışmayı özellikle seviyorum. Yabancı kültürlerde çalışmak ve oralarda bir çevre yaratmak benim için çok eğlenceli ve tatmin edici. Bizim, kendi çalıştığım alanlar da dahil olmak üzere, hiçbir alanda kompleksimizin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bizler dünya çapında yetenekliyiz, tek ihtiyacımız olan kendi pazarlamamıza daha çok önem vermek ve kafayı kaldırıp uluslararası fırsatları kovalamak.

Yorumlar kapalı.