Hayatı Klasik ve Modern Yaşıyorum

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Genç yaşta büyük işler başararak adınızı duyurabilmek zordur. Büyük emek, gayret ister… Hele bir de tanınmış bir ismin altında kendi isminizi yukarıya çıkarmak, kendinizi başarınızla kanıtlamak takdir edersiniz ki çok daha zordur. İşte, Ersan Koç da bunun en güzel örneğini gösteriyor bize. Tabiri caizse iş hayatında erken pişmenin bugün meyvesini topluyor. Sait Koç gibi büyük bir babanın-markanın gururunu içinde taşıyarak kendi gücünü ortaya koyuyor.

 

Nişantaşı’nda, yılların markası Sait Koç’tayız. İtiraf ediyorum, birbirinden güzel tasarımlara bakmaktan kendimi alamıyorum. Zerafet ve sadeliğin bir arada olması beni daha da cezbediyor. Öğreniyorum ki, Ersan Koç bu küçük ama bir o kadar da bereketli dükkânın A’dan Z’ye her şeyiyle bizzat kendisi ilgilenmiş.

 

Ersan Koç ile başlıyoruz sohbete… Daha çaylarımızı yeni yudumlamışken gösterdiği samimiyet ile ‘Güzel bir röportaj olacak’ diye geçiriyorum içimden…

 

Türkiye’nin tanınan ailelerindensiniz. Öncelikle Sait Koç’un oğlu olmak nasıl bir duygu?

 

Sait Koç’un oğlu olmak esasında çok güzel bir duygu. Fakat bir bakıma da böyle güçlü bir babanın oğlu olmak çok zor, büyük bir sorumluluk hissettiriyor. Çünkü babam Sait Koç, herkes tarafından tanınan, bilinen, sevilen ve herkesin el üstünde tuttuğu, esnaflığıyla, adamlığıyla, kişiliğiyle bilinen biri. Benim burada müşterilere ya da arkadaşlarıma karşı ufak bir hata yapmam hemen ‘Babasının oğlu gibi değil’ izlenimi verebilir düşüncesi çocukluğumdan beri hep olduğu için titiz davrandım. Adını ve soyadını el üstünde tutmak için özen gösterdim.

 

Küçükken de böyle düşünüyorsanız, küçük bir çocuğa fazla gelmez mi bu düşünceler?

 

Tabii. Çok ağır bir duyguydu benim için. Sonuçta o başarıyı elde etmek de çok ağır bir duyguydu. Başarıyı yakaladığıma da inanıyorum.

 

Bu başarıyı yakalamak için neler yaptınız?

 

Yurtdışında Uluslararası İşletme okudum. Annem beni bu konuda teşvik etti. Böylece lisan öğrenme fırsatım oldu. İtalyanca öğrendim. Sonra buraya geldim, Pırlanta Okulu’nu okudum.

 

Pırlatanın okulu var yani?

 

Evet var. Zaten bir renkli taşlar için var,  bir beyaz pırlantalar için var. GIA ve HRD, bu iki kuruluş dünyaya taş sertifikası veren hem de taşı öğreten iki okuldur. GTA, Amerika menşeidir. HRD ise Belçika menşeidir. Biz müşterilerimize iki sertifikadan birini sunuyoruz. Çünkü ikisi de garantidir. Nasıl bizim bir nüfus cüzdanımız var, taşlarında bu sertifikalar nüfus cüzdanları oluyor. GIA her zaman HRD’ye göre daha pahalıdır. Kısacası pırlanta o kadar kolay bir şey değildir, dışarıdan bakıldığı gibi. (Bir taşın sertifikasını gösteriyor)

 

Bu işte çalışmaya başlamanız nasıl oldu?

 

Ben ilk çalışmaya başladığım zaman babam beni başkasının yanına verdi. Ben babamla hiçbir zaman çalışmadım. Sadece bir ay aynı ortamda çalıştık, zor olduğunu gördük. Çünkü iki taraf da başarıyı ve hırsı seviyorsa biraz zor olabiliyor. Osmanlı gibi düşünün bunu, iki tarafta çalışkansa aynı kandan olmak fark etmiyor, çarpışmalar olabiliyor. Ben okuldan döndükten sonra Akmerkez’deki dükkana gittim. Başta başarı biraz dengesiz seyredebilir düşüncesine karşın orada başarımı ve kendimi ispatladım.

 

Çıraklık dönemi gibi bir dönem oldu mu?

 

Oldu, ben bu işe Kapalıçarşı’da 13 yaşında başladım. Benim patronlarım fazla para vermeyi sevmezlerdi. Ama çok severdim onları, işi onlar sayesinde öğrendim. Dükkanın bütün temizliğini ben yapardım. Tam bir çıraktım. 13 yaşımdan 18’ime kadar her yaz çalıştım. Bir de cumartesi günleri babam Kapalıçarşı’ya götürürdü beni. İlkokul 5’ten sonra benim cumartesi günüm olmamıştır.

 

‘Ersan Koç Adını Ortaya Koyduğuma İnanıyorum’

Böylece de o atmosfere alışmış oldunuz…

 

İyi ki de olmuş. Çocukken çok kızardım ama şimdi 40 yaşındayım, anlıyorum ki, iyi ki de gitmiş hafta sonu çalışmışım, iyi ki de babam başkasının yanına çırak vermiş beni. Benim de oğlum olsa ben de yanımda çalıştırmam. Önce başkasının yanında çalıştırırım. Çünkü başarı kolay kolay gelmiyor. Ben 22-23 yaşlarında Akmerkez’deki dükkanımızı yönetmeye başladım. Babamın takımı ile devam edemezdim. Çünkü o babamın takımıydı, benim kendi kadromu kurmam gerekiyordu başarıya ulaşmak için. Yarın bir gün babasının kadrosu ile başarıya ulaştı demelerini bile istemedim. O yüzden kendi kadromu kurdum ve daha başarılı olduğuma inanıyorum. Zaten etrafta da bunlar konuşulan, söylenilen şeyler… Sait Koç’un oğlu olmaktan gurur duyuyorum fakat Ersan Koç adını da ortaya koyduğuma inanıyorum. Sait Koç’un ismi altında Ersan Koç’u yukarı çıkarmak büyük bir başarıdır. Onu da başardığıma inanıyorum.

 

Biraz daha geçmişe gitsek… Bu başarı hikayesini bizimle kısaca paylaşır mısınız?

 

1967 Kapalıçarşı… Babam gerçekten büyük bir başarı elde etmiş. Doğma büyüme Diyarbakırlı, rahmetli dedem Buğday Pazarı’nda manifaturacı. O da aynı şeyi babasıyla yaşamış, aynı dükkanda çalışamamış ve amcasının yanında çalışmış. Babam 7 yaşından beri ticaret hayatının içinde birisi. Öyle hırslıymış ki, yan dükkândaki babasının bütün müşterilerini almış. Hala da hırsı seven bir yapısı vardır. Askere gidip geldikten sonra İstanbul’a geliyor. Bütün aileyi 1967 senesinde toplayarak kuyumculuğa girişiyor. Babam Türkiye’de ilk pırlanta satanlardan biridir. Takdir edersiniz ki, 1967’de Diyarbakır’dan gelip kendini sevdirmek, o dönemdeki sanatçılarla haşır neşir olmak çok kolay bir şey değil. Selami Şahin 1972 senesinde aldığı zinciri hala taktığını söylüyor. Bülent Ersoy’un çok büyük katkısı olmuştur, Sait Koç’un çok reklamını yapmıştır. İnsanların bazı kapı açışları vardır, Bülent Ersoy’un da bu yolda çok etkisi olmuştur.

 

Sizin Akmerkez’de çalışmanız nasıl gelişti?

 

Akmerkez’deki dükkanı ben gelmeden önce abim sağ olsun beni düşünerek açmıştı. Ben de ağabeyimin yanında atölyede bir buçuk sene çalıştım. Çünkü işin bir parçası olan cila, cilanın rödajı vardır, sade, sadenin fiyatı vardır. İşçilik kısmı vardır. Taşların kaç kırat, kaç santimetre olduğunu bilmen gerekir. İmalatında da ben vardım. Bütün bu ayrıntıları bilmeden tezgaha kimse giremez. Bugün tezgaha girenler var evet, son zamanlarda çıkan firmalarda presentable çocukları alıyorlar ama donanımda sorun çıkabiliyor. Çok güzel görünümlü insanlar ama sadece laf yapıyorlar. Bu işte bilinçli satmak lazım.

 

Akmerkez Sait Koç’un İkinci Baharı Oldu

Bir de artık müşteri de bilinçli, onlar da istiyorlardır herhalde…

 

Zaten şu anda bize tekrar dönmelerinin sebebi bilinçli olmamız. Akmerkez’e biz biraz geç başladık. Ama Akmerkez bize çok şey kattı. Akmerkez, Sait Koç’un ikinci baharı oldu. Müşteri artık Kapalıçarşı’ya gitmek istemiyordu. Özel müşteriler görünmek istemiyor.

 

Bir de Kapalıçarşı biraz daha geleneksel dönemde kalmış gibi düşünülüyor.

 

Aynen öyle. Akmerkez o zaman çok popüler olduğu için, bana göre hala öyle, Sait Koç müşterisini kendi elinde tuttu diyebilirim.

 

Peki ürünlerinizin işçilik kısmını da biliyorsunuz. Tasarımlarınızın nasıl bir tarzı var?

 

Tasarımlarımın büyük çoğunluğunu klasik, modern olarak tanımlayabilirim. Tasarımlarımın çoğunu da ben yaparım. Ürünlerin çoğunu da ben seçerim. Şu anda gördüğünüz bütün ürünler bana aittir. Burası ve Akmerkez’deki ürünler benim elimden geçer. Fuarlara giderim, pırlantasını ben alırım. Seçiciyimdir.

 

Sizin yanınızda çalışan tasarımcılar var mı?

 

Yok. Bütün çalışmalar A’dan Z’ye bana ait. Ben bu güne kadar hiçbir zaman tasarımcılarla çalışmadım. Ben toptan kısmına girdim, fuarlara katıldım. 2007’de kriz sinyallerini alınca toptanı kapattım. Ondan sonra da kendime üretim yapmaya başladım. Kendi atölyemi kurdum. Şimdi burada yapılan ürünlerin %60’ı benim atölyemden çıkıyor. %40’ı da yurtdışından alınan ürünlerden oluşuyor.

 

‘Ürünlerim Fiyatından Daha Pahalı Gösteriyor’

Peki, bu tasarımları yaratırken neyden besleniyorsunuz? Bu tasarımları gerçekleştirebilmek için kadın ruhundan da anlamak gerekir diye düşünüyorum.

 

Vallahi ben Terazi burcuyum. Terazi burcu, sanat burcudur. Sanatı çok seviyorum. Görüntüye de önem veriyorum. Beğendiğim ve seçtiğim tasarımların tümü estetik üzerine kurulu. Bir de ben öyle modeller çıkartıyorum ki, birçok insanın ‘fiyatından daha çok göstersin’ isteğini karşılıyorum. Ben ürünlerimi seçerken fazla gösteren ürünler olmasına dikkat ediyorum. Fiyatından çok daha pahalı duruyor. O yüzden de ben daha çok ürün satıyorum.

 

Peki yurtdışına ihracat var mı?

 

Yurtdışına şöyle ihracat var; yurtdışındaki kuyumcular bize ürünlerini getiriyorlar. Ben bu modeli istiyorum diyorlar, işçilik ve pırlanta maliyetini alıyoruz.

 

Son yıllarda Türkiye’ye gelen turist yapısı da değişti. Bu durum işlerinizi nasıl etkiledi?

 

Bizi biraz Azerbaycan’ın para biriminin düşmesi etkiledi. Ama şu anda genele baktığımız zaman Araplar yoğun ilgi gösteriyor. Gösterişi seviyorlar. Ama şunu söylemek isterim, zamanındaki Amerikalının bereketi yok. 2002- 2011 arası çok güzel bir dönem yaşadık. Bu hükümet yaşamadığımız kadar güzel bir dönem yaşattı. Başarılı işler yaptık.

 

Dünyaya Adımızı Duyurduk

Yurt dışında hangi ülkelerden talep geliyor?

 

İngiltere, Fransa, Amerika gibi ülkelerden kuyumculara özel tasarımlar yapıyoruz. Zamanında New York Belediye Başkanının hanımı da gelmişti bize. Yurtdışındaki ünlülere de ürünlerimizi sattık. Dünyaya adımızı duyurduk. Yurtdışına gittiğimiz zaman fuarlarda o kadar güzel bir isim yaptık ki, herkes Sait Koç’a ürün satmak istedi.

 

Kapalıçarşı’ya Heykeli Dikilesi İsim, Sait Koç

Bu kadar iyi yere gelen Sait Koç’un adını duyurmayı nasıl başardınız?

 

Zaten 1967’den beri Sait Koç, Sait Koç’tu. İlk başladığı dönemden itibaren isim yapmıştı. Biz evlatları olarak büyük ağabeyim Serkan Koç ve ben, babam bize iki verdiyse biz onu dört yapmaya çalıştık. Başardıysak ne mutlu! Ama babamın yaptığı çok büyük bir iş… Oğlu olarak demiyorum, dışarıdan bir gözle söylersek Kapalıçarşı’ya heykeli dikilmesi gerek.

 

Babanızın sizin hayatınızda yol gösterici olarak gördüğünüz bir sözü, nasihati var mı?

 

İş konusunda bana verdiği öğüt, her zaman, müşterilerini bir aile ortamında karşılamam gerektiği idi. Müşteri bu dükkandan içeri girdiği zaman sanki kendi evine giriyormuş gibi hürmet, saygı ve sevgi ile karşılanması gerektiğini öğretti. Benim birçok müşterim Akmerkez’deydi. Nişantaşı’na geldiğim zaman bazı müşterilerim “Bir şey almaya gelmiyorum, seninle sohbet etmeye geliyorum” diyor. Özel hayatta da şunu söyledi; “Oğlum, senin başarını kıskanacak çok kişi olabilir. Seni seven de olabilir, sevmeyen de. Siyah ile beyaz gibi… Herkes seni sevecek diye bir şey yok, ama sen seni seveni de sevmeyeni de bil. Düşmanını iç cebinde sakla” Bu öğüdü de zamanında rahmetli dedem babama vermiş.

 

_BRK3078

 

Babadan Gelen Bir Sihir

Önümüzdeki yıl hedefleriniz neler?

 

Bizim her zaman hedefimiz büyük. Hedefimizi bazen de ekonomiye göre değerlendirmemiz gerekiyor. Sait Koç’un hedefi her zaman ileriye doğru olmuştur. Allah her zaman bize küçük dükkan nasip etmiştir. 14 metrekare babamın dükkanı, 28 metrekare Akmerkez, burası da 35 metrekare. İnsanlar bu kadar yerde nasıl bu işi yapıyorsunuz diyorlar. Bir bereket var, o da esnaflıktan gelen bir şey, babadan gelen bir sihir…

 

‘İyi Bir Basketbolcu Olabilirdim’

Özel ilgi alanlarınız nelerdir?

 

Ben spora gitmeyi, basket oynamayı çok seviyorum. Eski basketbolcuyum. Bakırköy Çavuşoğlu Lisesi mezunuyum. Futbol maçlarına çok giderim, iyi bir Fenerbahçeliyim. Fenerbahçe Kongre üyesiyim. Ben de basketbol ve futbolda iyi bir yetenektim.

 

O zaman kuyumculuk olmasaydı…

 

Valla ben kuyumcu değil de basketbolcu olmak istiyordum. Michael Jordan’ın posterlerini asardım. Nasıl Arda Turan yıldız bir oyuncu, o zaman da o zamanın yıldız oyuncusu olabilecek kapasitem vardı. Çünkü seçmelerde de seçilmiştim.

 

Neden olmadı?

 

İzin verilmedi. Babam öyle bir Osmanlı ve Doğu kültürü ile yetişmiş ki yapamadık. Bir de o zamanki dönemle bu zaman bir değil. Belki ben oğluma bunu yapamayacağım. Ben onun arkasında destek olacağım. İyi bir basketbolcu olmasını isterim. Çünkü çok seviyordum.

 

Hayatta olmazsa olmazlarım dediğiniz şeyler var mı?

 

Ben radikal kararlıyımdır, olmazsa olmazım yoktur benim. Esnaf ruhlu bir adam olduğum için hiçbir şeyi zorlamam. Olacağı varsa olur zaten.

 

‘Hayat Bir Sanat’

Hayatta bir motto olarak gördüğünüz bir söz var mı?

 

Hayat bir sanattır bence. Onu iyi işlemek lazım… Bunun içerisine maneviyatı da koyabilirsiniz, iş hayatını da koyabilirsiniz. Kendi konuşmalarınız ve adamlığınızla, duruşunuzla o sanatı sunuyorsunuz dışarıya karşı. O sanat sizin kişiliğinizi gösteriyor. Adamlığınız da ortaya çıkıyor.

 

Yaşına göre davranmanın gerekliliğine mi inanıyorsunuz?

 

Yaşına göre davranmak lazım. Ben 20 yaşında gibi davranamam ki… Çok itici bir karakter olurum.

 

En büyük tutkunuz nedir desem ilk aklınıza gelen ne olur?

 

Fenerbahçe ve tabii ki basketbol. Ben bu yaşıma geldim, en son kaybettiğimiz basketbol maçında gözümde yaş aktı. İlk defa hayatımda uzun zamandan sonra içime oturan bir maçtı. Çünkü çocukların o kadar emekleri var, ben emek hırsızlığına da karşıyım. Orada emek çalındı.

 

Modayla aranız güzel, gördüğümüz kadarıyla?

 

Evet ben seviyorum, modayı takip ediyorum. Çok şaşalı da giyinmeyi sevmiyorum. Klas, müşterimize karşı da itici olmayacağım bir tarzım var. Her zaman klasik ve modern diyorum ya hayatta, ben hayatı öyle yaşıyorum. Hayatı basit yaşamayı seviyorum.

 

Mutluluğun sizdeki karşılığı ne?

 

Aşktır. Aşk sadece sevgiliye duyulan bir aşk değildir. Başta Allah’a duyulan bir aşktır. En büyük aşk odur zaten. Sen birine yardım ediyorsan ve kapından çevirmiyorsan bu insana olan aşktır, çok büyüktür. Aşk dediğimizde klasik ilişki aklımıza geliyorsa bu çok yüzeysel kalır. O aşkı genişletmek lazım.

 

‘Babamı İdol Olarak Görüyorum’

Başarı dediğimizde?

 

İnsanın kendisinde olan bir şey. Herkesin hayatta idol olarak gördüğü biri vardır. Ben de babamı idol olarak görüyorum. Başarımı yüzüme söylemez ama takdir ettiğini bilirim. Hakikaten de bugün bir pırlantaya baktığım zaman sertifikanın detaylarına kadar gözümle çıkartırım. Bir takının işçiliğine kadar her şeyinden nasıl bir kalitede olduğunu anlıyorum. Ben sıfırdan yetişmeyim. Cila makinasında bile çalıştım. 23 yaşımda dükkan yönetiyordum. Erken kalkan erken yol alır diyorlar ya, hakikaten çok doğru.

 

Hayatta yapmak istediğiniz, ‘evet bunu da başardım!’ demek istediğiniz bir hayaliniz var mı?

 

Ben bu yaşıma kadar istediğim her şeyi gerçekleştirdim. Ben hırslıyım ama benim içimdeki hırs bana zarar verecek bir hırs değil. Ben insanlara olan faydamla mutlu oluyorum. Allah bana bu imkanı vermiş, ben de çevreme bir şeyler verebilmeye çalışıyorum ki verdiğime de inanıyorum.

 

Üyesi olduğunuz STK’lar var mı?

 

İşim gereği hiçbir şeye üye olamadım. Ama bu saatten sonra yaş ilerledikçe, evlenirsem çoluk çocuk sahibi olduktan sonra bunları yapmak isterim.

 

Evlenmeyi düşünüyor musunuz?

 

Tabi düşünüyorum. İnsan neslini sürdürmek istiyor. Biz hayırlı evlatlar çıktığımıza inanıyorum.

Yorumlar kapalı.