İlham Perisi Her Daim İşbaşında

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Alara Koçibey’i ilham perisi her an ziyaret edebilir. Çünkü onun baktığı her şey bir tasarım, farklı bir estetik algı taşıyor. Koçibey dönüştürmeyi de üretmeyi de çok seviyor.

 

Magazin sayfalarında hakkında çıkan haberlerin çok daha ötesine gidiyoruz bugün Alara Koçibey’le. Karşımızda hayatının her anını doyasıya çıkarmayı bilen bir kadın var. Ağzından dökülen sözler yoğun anlamlar taşıyor, sorularımıza verdiği samimi cevaplarıyla doğallığına bir kez daha kendisini hayran bırakıyor. Köklü bir ailede ‘babasının kızı’ olarak büyümüş, mükemmeliyetçi yapısıyla çalışkan kadın rolünü çok iyi başarmış Alara Koçibey. Kendisi ne saatlerce çalışmaya doyuyor, ne de hayatından aldığı zevklere… Mükemmeliyetçi yapısı fark ediyoruz ki burada da devreye giriyor; Koçibey hayatını gayet güzel bir dengede sürdürüyor.

 

Köklü bir aile geçmişiniz var. Böyle bir ailede büyüyen biri sıradan bir çocukluk geçirmemiştir diye düşünüyorum. Çocukluk dediğimizde neler geliyor gözünüzün önüne?

 

Evet hikâye gibi bir çocukluk geçirdim. Ailemdeki herkes egzantrik olduğu için hem yaşam tarzı hem entelektüel alanda; çok doyurucu bir ortamda büyüdüm. Akşam yemekleri sabahlara kadar sürerdi. Ev hep insanlarla doluydu. Yaz tatillerini ailece ve çok kalabalık geçirirdik. Büyükada’da Trotsky’nin evi olan bir köşkte yaşardık. Her akşam yemekten sonra büyükbabamın yarattığı hayal ürünü olan kurtları avlamaya çıkardık. Havuzda botlara çadır kurup piknik yapardık. Söylemek istediğim, sıradan bir yemeğimiz bile olmadı. Her şey enteresandı. Ailemizde sadrazam torunları, paşalar, amiraller o kadar kıymetli büyüklerimiz vardı ki! Yüzlerce senenin tecrübe ve birikimleriyle teatral bir ortamda büyüdüm.

 

İç mimar olma kararınızda sizi etkileyen şey neydi?

 

Dedem Kadri Erogan döneminin en önemli mimarlarından biriydi. Küçükken, pazarları aile yemeklerinden sonra şantiyelerine kontrole giderdi. Ben de yanından hiç ayrılmazdım. Onun mimar olması beni etkiledi. Ayrıca o yaşta ondan öğrendiklerim işten çok öte… İşin hayatın bir parçası olduğunda, ne kadar severek yaptığını gördüm.

 

Projelerinizde net bir tarzınızın olduğunu düşünüyor musunuz yoksa yaptığınız işe göre değişiyor mu tarz da?

 

Tarzımı projeler, mekanın ruhu ve kullanacakların kişiliği belirliyor. Projelerimi tasarlamadan önce muhakkak senaryolaştırıyorum. Çünkü bu, mütemadiyen beni kendimle bir yarış içinde tutuyor.

 

Mesleğinizde tutku olarak gördüğünüz bir parça var mı?

 

Özellikle mobilya tasarımı benim en büyük tutkum… Çok detaya inip mobilyalarına kadar özel tasarlayarak ürettiriyorum. Projeleri kişiselleştirdiğim için o ruhu yansıtan özel tasarımlar gerekiyor, bir yerde haute-couture. Böylece kendine özgü mekânlar doğuyor. Evimde de aynı karışım var.

 

En çok ne tarz projeler sizi heyecanlandırır?

 

Sürprizlere müsait projelere çok heyecanlanıyorum. O kadar ki ilk toplantıdan sonra başka hiçbir şeyle ilgilenmeyi sevmem, projeye kilitlenirim. Aynı gün ana hatlarıyla tasarımını bitirmiş olurum.

 

EEO_3340

 

Mükemmeliyetçi Yapı Hep İş Başında

Çocuk mobilyası tasarlamaya nasıl başladınız?

 

Çocuklarımın odalarını yaparken çok uğraştım. Defalarca çizip maketler yaptırmıştım. Özellikle oğlumun arkeolojiye olan ilgisinden yola çıkarak odasını Mısır tapınağının içi gibi tasarladım. Hakikaten bittiklerinde ikisi de benzeri olmayan odalar olmuştu. Daha sonraki projelerimde çocuk odaları tasarladım tabii ama açıkçası bu cesaretle değil. Ta ki 2 sene önce Tuvana Büyükçınar’ın bizi ittirmesine kadar. (Gülüyor.) Çok yakın üç arkadaş kendi diğer işlerimizin yanında hobi olarak piyasadaki eksiklik ve alternatifsizlikten 3 Moms’ı kurduk. Şimdi uluslararası projelerimiz de devam ediyor.

 

Bir de hazır bebek odası markanız Momsy var değil mi?

 

Evet. Hazır bebek odaları markamız Momsy’yi 1 ay önce Joker mağazalarında satışa sunduk. Daha uygun ve çabuk ulaşabilir olan ikinci bir marka yaratmaktı amacımız. Bu hayalimizi gerçekleştirdik. Aldığı büyük talep karşısında şu anda çok hızlı bir şekilde internet satış platformu da hazırlanıyor.

 

Mükemmeliyetçi yapınızın olduğunu biliyorum. İşinizin her aşamasını takip ediyor musunuz?

 

Mükemmeliyetçi bir yapım olduğu için her aşamasında işe müdahil olmam gerekiyor. Hatta yenilediğimiz www.alarakocibey.com’u da kendim tasarladım. Mimari projelerim, çocuk odaları ve obje-mobilya tasarımlarım hepsinin eskizlerini kendim çiziyorum. Daha sonra ekibim bunları projelendiriyor ve tekrar imalat çizimleri ve numune çalışmaları için bana geliyor.

 

Objelere Yeni Kişilik Kazandırıyoruz

Mobilya yaratmanın da bir sanat olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Kesinlikle… Aksesuar ve mobilya üretimine girmek bambaşka bir dünyayı açtı bana. Heykel yapmak gibi bir şey… Hatta şöyle söyleyeyim; mobilya ve obje tasarlayan sanatçılar var, onlarla çalışıyorum. Birlikte kabiliyetlerini benim süzgecimden geçirip yeni bir kişilik kazandırıyoruz. Bu büyük bir heyecan… Sanatsallık; iç mimariden çok farklı disiplinleri olan, ölçeğin çok küçüldüğü bir alan.

 

Bu mobilyaları yaratırken size neler ilham veriyor?

 

Hemen hemen her şey… Barcelona sokaklarının kaldırım taşları, müze gezileri, bir kitabın kapağı… Ben bir tasarımcıyım baktığım, gördüğüm her şeyi bir tasarım dünyası içinde yorumluyorum.

 

“Zamanla Yarışıyoruz”

Seyahat etmenizin yaratıcılığınıza katkısı ne oldu?

 

Bana göre, seyahat eden çok bilir. Seyahat dediğin, farklı kültür ve sosyal yapıları yaşayanların gözünden görmek olmalı. Dolayısıyla yargılamadan yapılan bir gezi, sana farklı sentez ve perspektifler sunar. Uyarılmamış bir beynin yaratıcı olabileceğine inanmıyorum.

 

Biraz da önümüzdeki günlerdeki planlarınızdan bahsedelim. Kısa zaman diliminde gerçekleştirmek istediğiniz neler var?

 

Alara Koçibey Home parçaları, Harvey Nichols Kanyon’da satışta. Emirgan’daki ilk mağazamızı yeni tamamladık. Yakında açılışı olacak. Aynı tarihte www.alarakocibey.com’da online satışı başlayacak. Biraz zamanla yarışıyoruz ama ilk plan seri üretime ağırlık vermek olacak.

 

“Romantizmin Ömür Boyu Sürmesini İsterim”

 Bilinmedik yönlerinizi merak ediyoruz. Romantik biri midir Alara Koçibey?

 

Ben Terazi burcuyum. Yani Venüs… Dolayısıyla benim için hayat demek aşk, güzellik, iletişim, estetik, mutluluk demek… O yüzden gerçek anlamda romantik bir insanım. İlişkilerimde ve günlük yaşamımda o romantizmin hayat boyu sürmesini isterim. Ama bu yalnızca aşk anlamında değil, pikniğe gittiğimizde bile müziğiyle o anı da resimleştirip romantize etmek isterim.

 

Hayata bakışınızı tanımlar mısınız? Yaşam felsefeniz nedir?

 

İnsanlar ölüm döşeğinde yaptıkları şeylerden değil, yapmadıklarından pişmanlık duyarlarmış. Hayatın ne kadar kısa ve garantisiz olduğunu düşündüğümde hayatımı doya doya yaşayıp her anın tadını çıkarıp arkamdan adımı taşıyacak bir şeyler bırakmak istiyorum. Tek felsefem bu!

 

Yoğun bir iş temponuz var. Bu yoğunlukta okumaya zaman ayırabiliyor musunuz?

 

Eskiden daha çok okuyabiliyordum. Bazen günde 15 toplantı yapıyoruz, o kadar çok detay var ki, eve geldiğimde yorgunluktan yanlış cümleler kuruyorum, çocuklar müthiş eğleniyor o hallerime… Kitap okurken konsantre olamayınca aynı şeyi defalarca okuyorum ve pek keyifli olmuyor. Vaktim olduğunda en sevdiğim şey, tarih ve biyografi okumak.

 

Bu sıra dışı hayatı kitaplaştırmayı düşündünüz mü hiç? İster miydiniz bir kitap yazmayı?

 

İstiyorum tabii. Anlatacak o kadar çok şey var ki. (Gülüyor.) Ne zaman bilmiyorum, çünkü şu anda da hayatımın yeni ve heyecanlı bir dönemindeyim. Ama bir gün muhakkak yazacağım.

 

Eski eşiniz Cem Uzan’la çocuklarınızın eğitiminde bir rol paylaşımı oluyor mu?

 

Çocuklarla ilgili anlaşamadığımız konu hemen hemen yok gibi. Eskiden de öyleydi, şimdi de. Konuşup paylaşırız tabii ama sonunda hep bana bırakır. Mizaç olarak Cem daha sertmiş gibi durur fakat son çizgiye geldiğimizde kötü polis hep ben olurum. “Siz merak etmeyin, annenizle konuşurum” deyip bana çaktırmadan göz kırpar. Babalarına nazlarının geçtiğini bilirler.

 

“Doğanın İçinde Adrenali Hiçbir Şeye Değişmem”

Peki, sporla aranız nasıl?

 

Çok seviyorum spor yapmayı! Pilates ve cardio yapıyorum. Kendimi sağlıklı ve dinç hissettiriyor. Ama benim için spor demek yelken yapmak, kayak kaymak, dalmak off-road yapmak. Babamın kızıyım, doğanın içinde hız ve adrenalini yaşamayı hiçbir şeye değişmem.

 

E bir de bu güzelliğin sırrını merak ediyoruz. Cidden nedir sırrı?

 

Ruhunuz büyümediği sürece cildiniz de büyümez. (Gülüyor.) Kendisine saygı duyunca insan vücuduna kötü davranamıyor zaten. Çok doğal bir insanım, suni görüntüleri sevmem. Onun için günlük yaşamımda alkali beslenirim. Sebze ağırlıklı besleniyorum, her gün ıspanaklı avokadolu sebze sularım vardır ve günde 3-4 litre su içiyorum.

 

Alara Koçibey’in bir günü nasıl geçiyor? Bizimle paylaşır mısınız?

 

Erken kalkıyorum çünkü gün yetmiyor. Sabah evde fazla oyalanmadan hemen işe gitmek isterim. Ofiste günlerim çok tempolu geçiyor. Çalışırken ara vermeyi pek sevmiyorum bazen dalıp öğle yemeklerini 17.00’de yiyoruz. Genelde 17.30 gibi çıkıp çocuklar okuldan gelmeden evde oluyorum. Biraz sohbet, sonra onlar ödeve oturunca ben de spora geçiyorum. Sonra sinema saati başlıyor. Kavga ve pazarlıklar sonunda seyredeceğimiz filmi seçip akşam yemeği yiyoruz. Tahminim, hepimiz için gününün en güzel kısmı bu.

 

Alışverişe vakit ayırabiliyor musunuz?

 

Günlük bu yoğun tempomun içinde keyifle alışveriş yapmak çok zor oluyor. Gece çocukları yatırdıktan sonra internetten alışverişi çok seviyorum. Fakat en zevklisi koşturmadan ve keyifle seyahatlerimde çıktığım alışverişler…

 

Daha önce de belirttiğiniz gibi seyahat etmeyi seviyorsunuz. Peki tatil anlayışınızı nasıl tarif edersiniz?

 

Benim tatil anlayışım, normal hayatımdan tamamen farklı anlar yaşamak. Onun için coğrafyası, tarihi ve kültürüyle keşfedilmeyi bekleyen yerleri gezmeyi seviyorum.

 

En son seyahatiniz nereyeydi?

Art Basel için Miami’ye gittim.

 

“Fotoğraf Çekmek Bir Nevi Meditasyon”

 Kendine zaman ayırabiliyor musun?

 

Sosyal hayatımı seyahatlerime göre dengeliyorum. Her gün bir davete gitmektense çok çalışıp mümkün oldukça yeni yerler görmeye çalışıyorum. Organik pazardan alışveriş yapıp çocuklarla hafta sonu yemek yapıyoruz ve arkasından film ve Playstation maratonu. Enstrüman çalmayı çok seviyorum. Daha önce perküsyon dersleri almıştım, şimdi gitara başlayacağım. Fotoğraf çekmek ve montajlar yapıp albümler hazırlamak benim için bir nevi meditasyon. Müze, galeri, sergi gezmek çok besliyor beni ve evimizde misafir ağırlamak en sevdiğim şeylerden…

 

En büyük tutkunuz nedir?

 

En büyük tutkum seyahat etmek. Özellikle spontane ve kalabalık grup halinde gidilen seyahatlerden çok zevk alıyorum.

 

Yorumlar kapalı.