Avrasya Terminal İşletmeleri’nin yönetiminden Kayserispor’a uzanan çok yönlü sorumluluk alanında Ayten Öztürk Ünal; aile şirketinde yeni kuşağın rolünü, kadınların karar mekanizmalarındaki yerini, değişen ulaşım anlayışını ve futbolda kurumsallaşmanın önemini Black or White’a anlattı.
İş dünyasının içinde büyümek güçlü bir tecrübe kadar büyük bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Ayten Öztürk Ünal ise aileden gelen bu güçlü mirası, kendi kararları ve yönetim anlayışıyla geleceğe taşıyan isimlerden.
Avrasya Terminal İşletmeleri’nden Kayserispor’a uzanan yolculuğunda Ünal’ın pusulasında çalışmak, güven ve sorumluluk var. Babası Galip Öztürk’ten hayatına taşıdığı iki kelime ise belki de bu yolculuğun en güçlü özeti:
“Hayat niyettir.”
Ayten Öztürk Ünal ile iş dünyasını, aile şirketlerinde kendi yolunu çizmeyi, kadın liderliğini ve futbolun farklı dünyasını konuştuk.
İş dünyasının içinde büyümek ile kendi başarı hikâyenizi yazmak arasında nasıl bir denge kurdunuz? Bugün geriye baktığınızda “Bu tamamen benim yolumdu” dediğiniz kırılma noktası hangisiydi?
İş dünyasının içinde büyümek insana önemli bir tecrübe kazandırıyor. Ancak aileden gelen güçlü bir yapının içerisinde olmak, beraberinde çok daha büyük bir sorumluluk da getiriyor. Çünkü sizden önce oluşturulmuş bir başarı, bir isim ve bir güven var.
Ben hiçbir zaman yalnızca o mirasın üzerinde yürümek istemedim. Kendi sorumluluk alanlarımı oluşturmayı, aldığım kararların sonuçlarını üstlenmeyi ve yaptığım işlerde kendi imzamın bulunmasını önemsedim.
Benim için asıl kırılma noktası, yönetici sıfatının ötesine geçip doğrudan sonuçlarından sorumlu olduğum işlerin başında durmaya başladığım dönem oldu. O noktadan sonra artık sadece bir aile şirketinin mensubu değil, kendi kararlarıyla ölçülen bir yönetici oluyorsunuz.
Avrasya Terminal İşletmeleri gibi çok geniş bir operasyonu yönetirken sizi en fazla heyecanlandıran taraf nedir: büyümek, yeni yatırımlar yapmak mı, yoksa mevcut yapıyı daha güçlü hale getirmek mi?
Ben büyümeyi yalnızca yeni yatırımlar yapmak olarak görmüyorum. Bazen en büyük büyüme, elinizdeki yapıyı daha verimli, daha kurumsal ve daha güçlü hale getirmektir.
Avrasya Terminal İşletmeleri çok farklı şehirlerde, çok sayıda insanın günlük hayatına dokunan operasyonlar yürütüyor. Bu nedenle hizmet kalitesini artırmak, mevcut yapıyı güçlendirmek ve ardından yeni yatırımlarla büyümek benim için daha doğru bir yaklaşım.
Sağlam olmayan bir temelin üzerine sürdürülebilir büyüme inşa edemezsiniz.
Ulaşım ve turizm, tüketici davranışlarının çok hızlı değiştiği sektörler. Sizce önümüzdeki beş yılda bu alanları değiştirecek en önemli gelişme ne olacak?
Teknoloji, dijitalleşme ve hizmet kalitesi belirleyici olacak.
İnsanlar artık yalnızca bir noktadan diğerine gitmek istemiyor. Konfor, güvenlik, zaman tasarrufu, temizlik, dijital hizmetler ve iyi bir deneyim bekliyorlar.
Otogarların da klasik anlamda sadece otobüse binilen alanlar olmaktan çıkacağını düşünüyorum. Daha modern, daha temiz, daha güvenli ve içerisinde farklı hizmetleri barındıran yaşam ve ulaşım merkezlerine dönüşecekler.
Yönetim anlayışınızda vazgeçemediğiniz bir prensip var mı?
İşin başında olmak.
Bir yöneticinin yalnızca raporlarla şirket yönetebileceğine inanmıyorum. Sahaya dokunmak, çalışanı dinlemek, müşterinin ne yaşadığını görmek ve sorunları yerinde anlamak gerekiyor.
Bir diğer vazgeçilmez prensibim de verilen sözün arkasında durmaktır. Ticarette de insan ilişkilerinde de güven çok değerlidir. Bir kez kaybedildiğinde yerine koymak kolay değildir.
Aile şirketinde çalışmanın dışarıdan görülmeyen en zor tarafı sizce nedir?
Aile şirketlerinde insanlar genellikle dışarıdan avantajları görüyor. Oysa en zor taraflarından biri, hata yapma lüksünüzün daha az olmasıdır.
Çünkü yaptığınız hata yalnızca sizi değil, ailenizin yıllarca oluşturduğu itibarı da etkileyebilir.
Bir diğer önemli konu da aile ilişkileriyle iş ilişkilerini birbirinden ayırabilmektir. İş yerinde bazen baba, kardeş ya da akraba değil; hissedar, yönetici veya çalışma arkadaşınız vardır. Bu ayrımı doğru yapmak gerekir.
Aile bağları ile profesyonel kararların birbirinden ayrılması gereken anlar mutlaka oluyordur. Ayten Öztürk Ünal bu çizgiyi nasıl koruyor?
Karar verirken kendime şu soruyu soruyorum:
“Karşımda ailemden biri değil de başka bir yönetici olsaydı aynı kararı verir miydim?”
Eğer cevabım evetse doğru yerde olduğumu düşünüyorum.
Aile sevgisi başka bir şey, şirketin menfaatleri başka bir şey. Uzun ömürlü aile şirketlerini ayakta tutan en önemli unsurlardan biri de bu ayrımı doğru yapabilmektir.
Bir aile şirketinde farklı kuşakların aynı masada olması sizce avantaj mı, zaman zaman işleri zorlaştıran bir durum mu?
Her ikisi de olabilir ama doğru yönetildiğinde çok önemli bir avantaj olduğunu düşünüyorum.
Bir kuşak yılların tecrübesini, piyasa bilgisini ve insan ilişkilerini getirirken yeni kuşak teknolojiye, değişen tüketici davranışlarına ve dünyadaki gelişmelere daha farklı bakabiliyor.
Burada önemli olan kimin haklı olduğunu tartışmak değil, hangi fikrin şirket için daha doğru olduğunu bulabilmek.
Yeni kuşağın iş dünyasına bakışında sizi en fazla şaşırtan veya etkileyen şey nedir? Siz de onlardan bir şeyler öğreniyor musunuz?
Kesinlikle öğreniyorum.
Yeni kuşak teknolojiye çok daha hızlı adapte oluyor. Bazı süreçleri bizim alıştığımız yöntemlerden çok daha kısa ve farklı biçimlerde çözebiliyorlar.
Biz onlara tecrübeyi aktarırken onların da bize yeni dünyanın hızını, teknolojisini ve farklı bakış açılarını öğretmesi gerektiğini düşünüyorum. Kuşaklar birbirleriyle yarışmamalı, birbirlerini tamamlamalı.
Ailenizden iş hayatınıza taşıdığınız en değerli öğüt nedir?
Babam Galip Öztürk’ten öğrendiğim en önemli şey çok nettir:
Çalışmak, çalışmak ve daha çok çalışmak.
Babamın hayat felsefesini anlatan çok önemli bir sözü de vardır:
“Hayat niyettir.”
İnsan önce niyet edecek, sonra o niyetin arkasından çalışacak. Başarı tesadüfen gelmiyor. Bir şeyi gerçekten istiyorsanız bunun bedelini emekle, sabırla ve çok çalışarak ödemeniz gerekiyor.
Ben de iş hayatım boyunca bunu kendime rehber edindim.
Ulaşım, yatırım ve futbol gibi uzun yıllar erkeklerin ağırlıkta olduğu alanlarda yöneticilik yapıyorsunuz. Kadın olmanın size daha fazla mücadele ettirdiğini hissettiğiniz dönemler oldu mu?
Elbette oldu.
Özellikle ulaşım ve futbol gibi sektörlerde kadın yönetici sayısının az olması başlangıçta insanların size farklı yaklaşmasına neden olabiliyor.
Ancak ben hiçbir zaman “Kadın olduğum için kendimi ispatlamalıyım” düşüncesiyle hareket etmedim. İşinizi biliyorsanız, sorumluluk alıyorsanız, çalışıyorsanız ve sonuç üretiyorsanız zaman içerisinde insanlar sizi yaptığınız işle değerlendirmeye başlıyor.
İş dünyasında kadınların artık yalnızca yönetim masasında bulunmasını değil, o masada karar verici olmasını konuşuyoruz. Sizce Türkiye bu konuda nerede?
Türkiye’de önemli bir mesafe alındığını düşünüyorum ancak gidilecek daha çok yol var.
Kadının yalnızca yönetim kurulunda bulunması yeterli değil. Bütçeyi, yatırımı, insan kaynağını ve stratejiyi belirleyen karar mekanizmalarının içerisinde gerçekten söz sahibi olması gerekiyor.
Kadınların ekonomik ve yönetsel hayatta güçlenmesinin sadece şirketlere değil, ülkenin gelişimine de önemli katkı sağlayacağına inanıyorum.
“Kadın yönetici” tanımlamasının hâlâ özellikle vurgulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir gün yalnızca “başarılı yönetici” dememiz yeterli olacak mı?
Benim temennim bu ayrımın zaman içerisinde ortadan kalkmasıdır.
Başarının kadın ya da erkek olarak değerlendirilmemesi gerekir.
İnsanları cinsiyetleriyle değil, ortaya koydukları iş, oluşturdukları değer ve başarılarıyla konuştuğumuz gün gerçek anlamda önemli bir noktaya gelmiş olacağız.
Kariyerinin başındaki genç bir kadın bugün karşınızda otursa ona vereceğiniz ilk tavsiye ne olurdu?
Kendinizi hiçbir zaman küçümsemeyin ama hiçbir zaman da öğrenmeyi bırakmayın derdim.
Çok çalışın, yaptığınız işi çok iyi öğrenin, ekonomik bağımsızlığınızı önemseyin ve zorlandığınız dönemlerde hemen vazgeçmeyin.
Çünkü iş hayatında insanı ileri taşıyan şey sadece yetenek değildir. Disiplin, sabır ve dayanıklılık da en az yetenek kadar önemlidir.
İş dünyasından futbol yönetimine geçince nasıl bir dünya ile karşılaştınız? Futbol gerçekten dışarıdan göründüğü kadar zor yönetilen bir sektör mü?
Futbol gerçekten çok farklı bir dünya.
İş dünyasında yaptığınız bir kararın etkisini belirli bir zaman içerisinde görürsünüz. Futbolda ise bazen doksan dakikalık bir maç bütün haftanın, hatta bazen bütün sezonun gündemini değiştirebiliyor.
Taraftarın, şehrin ve kamuoyunun duygusu çok güçlü. Bu nedenle futbol yönetiminde profesyonellik, mali disiplin ve soğukkanlılık çok önemli.
Futbol sadece sahada oynanan bir oyun değil. Arkasında ciddi bir ekonomi, organizasyon, insan kaynağı ve kurumsal yönetim var.

Kayserispor Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı sizin için yalnızca sportif bir görev mi, yoksa şehre karşı bir sorumluluk olarak mı görüyorsunuz?
Ben bunu kesinlikle yalnızca sportif bir görev olarak görmüyorum.
Biz yaklaşık 19 yıldır Kayseri Şehirlerarası Otobüs Terminali’nin işletmesini yürütüyoruz. Yeni yaptığımız sözleşmeyle de önümüzdeki 10 yıl daha Kayseri Otogarı’nın işletmeciliğini sürdüreceğiz.
Bir şehirde bu kadar uzun süre hizmet verdiğiniz zaman orası sizin için sadece ticaret yaptığınız bir yer olmaktan çıkıyor. Kayseri ile yıllar içerisinde çok güçlü bağlarımız oluştu, çok değerli dostluklar kurduk. Kendimizi artık bu şehrin bir parçası olarak görüyoruz.
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Memduh Büyükkılıç’ın tavsiyesi ve teşvikiyle Kayserispor yönetiminde görev alma sürecim başladı. Ben de bunu Kayseri’ye karşı yıllardır taşıdığımız sorumluluğun başka bir boyutu olarak görüyorum.
Kulüpte mali işlerden sorumlu yönetici olarak görev yapıyorum. Göreve geldikten sonra öncelikli çalışmalarımızdan biri Kayserispor’un mali ve idari yapısını daha kurumsal hale getirmek oldu.
Gelir-gider dengesinin sağlıklı yönetildiği, mali disiplinin korunduğu, günü kurtaran değil geleceğini planlayan bir kulüp yapısı oluşturmak istiyoruz.
Hedefimiz yalnızca sportif başarı değil. Kayserispor’un mali yapısı, yönetim modeli, altyapısı, sportif organizasyonu ve kurumsal anlayışıyla Türkiye’nin gıptayla gösterilen kulüplerinden biri haline gelmesini istiyorum.
Ayten Öztürk Ünal’ın hikâyesinde güçlü bir aile mirası kadar, o mirasa kendi imzasını bırakma kararlılığı da var. İş dünyasından futbola uzanan yolculuğunda ise değişmeyen bir anlayış öne çıkıyor: sorumluluk almak, işin başında olmak ve güveni korumak.
Ve belki de tüm bu yolculuğu en iyi anlatan söz, babası Galip Öztürk’ten hayatına taşıdığı o iki kelimede saklı:
“Hayat niyettir.”

