Her zaman birinci sırada olalım ki önümüzü görelim…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Değerli okuyucularımız; bu sayımızda Sırma Grup’un Yönetim Kurulu Başkanı Davut Dişli ile Sırma grubun hikâyesini, çalışmalarını ve Fenerbahçe’yi konuştuk. Sorularımızı açık yüreklilikle yanıtlayan Davut Dişli, Türk futboluna dair çarpıcı açıklamalarda bulundu…

 

Davut Dişli başarılı bir iş adamı olmanın yanı sıra, futbol bilgisi çok yüksek olan ve bir dönem Fenerbahçe’nin yönetiminde yer alan bir isim… Bu yönüyle de O’nun için yazabileceğimiz pek çok şey var…  Ama biz yazımızı daha fazla uzatmadan sözü Davut Dişli’ye bırakıyoruz…

 

Davut Dişli Sırma Grup’taki başarılarının yanı sıra, spor camiasında da bilinen bir isim. Peki nedir Davut Dişli’nin öyküsü?

 

Yaklaşık 30 senedir spor camiasında aktif olarak görev alıyorum. Tabii bunun öncesi de var. Fenerbahçe’de 1986 yıllarında görev almaya başladım. Fenerbahçe siyaseti de işte o yıllarda başladı. 1990’lı yıllarda ise Fenerbahçe’de siyasal anlamda çok daha aktif ve yoğunduk. Siyasal derken; o zamanlar başkanlık ve yönetim seçimlerinde grupların etkisi çok fazlaydı. Biz de o dönemde yönetim kararlarında epeyce etkiliydik… Biz; Fenerbahçe’de ciddi anlamda altyapı ile ilgili hareketi başlatan, bir jenerasyonu bu işin içine kanalize eden ve Fenerbahçe’nin genel üye fotoğrafında değişikliğe katkı sağlayan bir dönemin liderliğini yaptık. Futbol ve eğitim alanında, gelecek adına çok büyük katkılarda bulunduk. Banlardan biri de Kayışdağı’ndaki tesistir. Bugün Kayışdağı’ndaki tesis, Fenerbahçe koleji olarak kullanılıyor.
Belli bir dönemden sonra da, Fenerbahçe’de altyapının dışında, yönetimde görev aldık ve aynı zamanda Aziz Yıldırım’ın seçildiği yönetim kurulunda başkanlık yaptık. Sonrasında ise Futbol Federasyonunda görev aldım.

 

– Sırma Grup’un kurulum süreci nasıl gelişti? Firmanızı biraz daha detaylı tanıyabilir miyiz?

 

Sırma Grup, 1990’lı yılların başında maden suyuyla sektörün içerisine girdi. O yıllar, özellikle maden suyunda ambalajın çok önemli olmadığı yıllardı. Bu anlamda Avrupa’yı daha yakalayamamıştık ve tüketicilerin sağlıklı içecekler konusundaki hassasiyeti bu tarihlerde yoktu. Maden suyunun kullanımı sadece mideyi rahatlatmak içindi. 2000’li yıllardan sonra, Türkiye’de maden suyu tüketimi ve su tüketiminin gerekliği gündeme geldi. Dünyada mineralli sularla üretilmiş olan meyveli ve vitaminli maden suları ülkemizde de talep görmeye başladı. Sırma Grup da aynı paralelde kendi içerisinde farklı arayışlara girdi ve Ar-Ge çalışmaları yaparak, sektörüne pek çok yenilik kattı. Ve bugün gelinen noktada Sırma Grup, maden sularıyla Türkiye’nin lideri haline geldi.

 

– Sırma Grup’un üretim tesisleri hakkında bilgi alabilir miyiz?

 

Sırma Grup bünyesinde Sapanca’da, Nazilli’de ve Burdur’da dört adet su fabrikası, Bursa’da ise bir adet maden suyu fabrikası olmak üzere toplamda beş adet tesisimiz bulunuyor.

Tesislerimiz Türkiye’nin en büyük kapasitelerine sahip. Çok ciddi bir kaynak yatırımımız var.

 

– Sektörde yaşadığınız en büyük sorun ya da sorunlar nelerdir? Su tüketimi ile ilgili neler söylemek istersiniz?

 

Sektörde en büyük sıkıntı, kaynak sıkıntısı olarak bilinir. Ancak biz Sırma Grup olarak kaynaklarımızla ilgili bir sıkıntı yaşamıyoruz, en yoğun olduğumuz dönemde dahi kaynak sıkıntısı çekmemek için yatırımlarımızı önceden yaptık.

 

Tüketiciler önceki yıllarda günümüze nazaran suyu tüketebilme ve sağlıklı hayat açısından suyun önemi konusunda bilinçli değildi, fakat bilinçlenmeyle birlikte bu durum değişti.

 

Su, önümüzdeki yıllarda çok daha önemli olacak ve tüketimi daha çok artacaktır. Çünkü su hayatımızdaki en önemli besin desteğidir. En önemlisi su sağlıktır…

 

– Biraz da futboldan bahsedelim… Türk futbolu ve kulüpler bazında bir değerlendirme yaparsanız nasıl bir sonuç ortaya çıkar?

 

Türkiye’de futbolun tedaviden öte ciddi bir ameliyata ihtiyacı var. Türk futbolunda, futbol dışında her şeyin konuşulduğu, statların boş olduğu ve sonuçlar itibarıyla memnun etmeyen bir tablo söz konusu; milli takımımızın da geldiği yer ve yönetim anlayışları ortada… Takımların iyi futbol oynamaması, seyirciyi var tribünlerden uzaklaştırmış ve heyecan dibe vurmuştur.

 

Bir diğer nokta ise daha önce iktidarın ve yöneticilerin sporla fazla ilgili oldukları ve futbola etki ettikleri söylenirdi; günümüzde ise siyaset futbolun içine girmiş, tribünlere sıçramış bir vaziyette… Geçen seneki gezi olaylarından sonra hala devam eden bir futbol siyaseti var. Bu durumun çözülebilmesi için gelinen yaptırımlar ve düşünceler ise tribünleri ciddi anlamda etkiledi…

Ben bu sene Beşiktaş’ı çok yakından takip ediyorum ve çok takdir ediyorum.

Futbol konuşuyorlar ve futbolla ilgileniyorlar. Bu çok önemli bir şey.

 

Diğer spor kulüpleri de futbol dışındaki şeylerle ilgilenmeyi bırakıp Beşiktaş gibi örnek teşkil edebilecek bir yapı oluşturulurlarsa futbol belki tekrar toparlanır ve gelecekle ilgili bir umudumuz olur…

 

– Sizin için bir futbol sevdalısı diyebiliriz. Özellikle de söz konusu Fenerbahçe olduğunda… Hatta bir dönem Fenerbahçe’nin yönetim kurulunda da görev aldınız. Bu noktada takımın şimdiki gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Fenerbahçe’nin öncelikle tribün sorununu halletmesi gerekiyor; coşkulu taraftarın tekrardan statları doldurması lazım. Fenerbahçe ile ilgili aslında çok üzüntülüyüm ve şuan ki tablodan hiç memnun değilim. Bütün maçlara gidiyorum ama hiçbir zaman mutlu gelmiyorum. Çünkü futbol adına iyi bir şey yapılmıyor. Geçen sene şampiyon olduk fakat o şampiyon kadro bugün iyi sinyaller vermiyor…

 

Değinmek istediğim bir diğer nokta ise kamuoyunda Fenerbahçe’nin teknik direktörü İsmail Kartal’a yönelik hak etmediği yorumlar yapılması… İsmail Kartal, iyi bir futbolcudur. Ahlaklı ve düzgün bir Fenerbahçelidir. Birilerinin ona yaptığı yakıştırmaları asla tasvip etmiyorum. Başkan’ın bir an önce bu gidişe dur demesi gerekiyor. Sonuç olarak şu an ki konumunda, Fenerbahçe’de yönetimi de mutlu etmiyor…

 

– Passolig’den dolayı taraftarların maçlara gitmemesi durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Özelikle de bu konuyla ilgili taraftarlara neler söylemek istersiniz?

 

Ben Passolig’i çok doğru buluyorum ve taraftarların maçlara gitmesini engellediğini asla düşünmüyorum. Çünkü Passolig, taraftarların sevdikleri ile birlikte güven içinde, her türlü şiddetten uzak olarak karşılaşmayı izlemelerini sağlıyor.

 

Futbol da terör kesinlikle var.  Bu anlamda Pasolig’in Türkiye’de futbol terörünün durdurulması anlamında ciddi bir katkı sağlayacağına inanıyorum.

 

Bugün Türkiye’de birileri Passolig’den şikâyet ediyor. Bu şikâyetin neden kaynaklandığını anlamıyorum. Statların boş kalmasının sebebinin de Passolig olduğuna inanmıyorum.

 

Türkiye’de ben eğer rakip takımların statlarına gidemiyorsam bunun sorgulanması ve çözüm bulunması lazım. Biz statlarda terörü durduracağız diyoruz ama duran hiçbir şey yok. Çünkü uygulanan bir çözüm yok…

 

– Davut Dişli’yi Fenerbahçe Spor Kulübünün başkanı olarak ne zaman göreceğiz?

 

Şu anda öyle bir durum yok. Zira, Aziz Yıldırım kulüp tarafından çok destek görüyor. Elbette Aziz Bey bir gün başkanlığı bırakırsa, ben de bu göreve talip olacağım.

 

– Unutulmaz Davut Dişli imzalı transfer kimdir?

 

Benim yöneticiliğini yaptığım dönemde Fenerbahçe’deki en büyük transfer, Elvir Baliç’ti. Ancak efsane olabilecek bir kapasiteye sahip olan Baliç’in geçirdiği sakatlıklar yüzünden Fenerbahçe’de şansı yaver gitmedi.

 

Fenerbahçe ile transferlerden daha ziyade şampiyonluk sürecini ve heyecanını her maç kampında birlikte yaşadığımız 1988-89 sezonu var. Bu dönem benim için Fenerbahçe’de unutulmayacak bir tarihtir…

 

İleriye yönelik hedefleriniz, projeleriniz nelerdir? Sizi bundan sonra nerelerde göreceğiz?

 

Hedefimiz her zaman bir numarada kalmaktır. . Fenerbahçe’nin de şirketimizin de hak ettiği yerlerde olmasını istiyoruz ve her daim ilk sırada yer almasını istiyoruz.

 

Her zaman birinci sırada olalım ki önümüzü görelim, ikinci sırada olursak önümüzü göremeyiz!

 

Yorumlar kapalı.