Metro Holding Yönetim Kurulu Başkanı Galip Öztürk ile iş hayatında nasıl riskler alarak yatırım yaptıklarını, hangi cesur adımları attıklarını Black or White’e anlattı.
Galip bey hep enerjik, formda, bakımlı, güler yüzlü ve hayırsever bir iş insanı. İyi yaşamın, sağlıklı ve ölçülü beslenmenin kısa bir yarış değil uzun bir maraton olduğunun farkına çoktan varmış ve hayata bakışını değiştirmiş. Hayattan aldığı keyfin temelini “sağlık ve başarı” oluşturuyor. Kendine çok katı kurallar koymuyor. Öztürk “Yıllardır markalarına yaptığı yatırımların karşılığını aldıklarını, Özellikle markalarının teknolojik vizyonu ile teknolojilerine yaptığı yatırımların meyvelerini vermeye başladığını belirtti.
Metro Turizm’in hızlı büyümesi hep konuşuldu. Siz bu büyümeyi şans, strateji ya da risk iştahı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şans her işte vardır ama sürdürülebilir büyümeyi şans açıklamaz. Bizim büyümemiz; sahayı iyi okuyup doğru hatlara yatırım yapmak, operasyonu standardize etmek ve hesaplanmış risk almaktır. Risk aldık ama “kör” değil; veriye ve tecrübeye dayalı risk.
2026’da Türkiye’de karayolu yolcu taşımacılığının karbon ayak izinin %40’ını otobüs sektörü oluşturuyor Metro Turizm olarak 2030’a kadar “net sıfır emisyon” hedefi koydunuz mu? Bu hedefe ulaşmak için 2026’da hangi somut adımları atacaksınız?
Net sıfır hedefi, sloganla değil planla olur. Önce ölçüm: filonun yakıt tüketimi, km başı emisyon, terminal enerji tüketimi gibi verileri netleştirip bir karbon envanteri çıkarırsınız. 2026’da odak: yakıt verimliliği, rota/kapasite optimizasyonu, sürüş eğitimleri, bakım standardı ve terminalde yenilenebilir enerjiye geçişi hedefliyoruz.
Elektrikli ve hidrojen yakıtlı otobüslerin Türkiye’deki şarj/istasyon altyapısı hâlâ çok sınırlı. 2026 sonuna kadar kendi terminallerinizde kaç hızlı şarj istasyonu kurmayı ve kaç elektrikli otobüsü filoya katmayı planlıyorsunuz?
Türkiye’de altyapı sınırlı olduğu için “sayı söyleyip tutturamamak” yerine pilot mantığı doğru. 2026 hedefimiz; seçilmiş büyük terminallerde kademeli şarj altyapısı kurup, uygun hatlarda pilot elektrikli otobüs işletmeyi düşünüyoruz.. “İlk etapta pilot araçla başlayıp performansa göre filomuzu büyüteceğiz”
Avrupa Birliği’nin 2026’da tam uygulayacağı Karbon Sınır Ayarlama Mekanizması (CBAM) nedeniyle ihracat yapan Türk firmaları gibi, yolcu taşıyan firmalar da dolaylı karbon vergisiyle karşılaşacak. Bu maliyeti müşteriye yansıtacak mısınız yoksa Metro olarak tamamen içselleştirecek misiniz?
Maliyeti yönetmenin iki yolu var: verimliliği artırmak ve maliyeti akıllı fiyatlamaya yaymak. Biz “tamamını bir anda bilete yükleme” tarafında değiliz; önce iç verimlilikle düşürürüz, kalan kısmı da rekabeti bozmadan, kademeli ve şeffaf şekilde yönetiriz. Esas amacımız: maliyeti “ceza” olmaktan çıkarıp “tasarrufa” çevirmek olacaktır.
Sektörde “sıfır atık terminal” kavramı konuşuluyor. 2026’da Metro’nun İstanbul Esenler, Ankara AŞTİ ve İzmir otogarlarındaki terminallerini tamamen sıfır atık ve %100 yenilenebilir enerjiyle çalışan tesislere dönüştürme planınız var mı?
Var, ama bunun yolu sertifika asmak değil; süreç kurmak. 2026’da İstanbul/Ankara/İzmir gibi ana terminallerde atık ayrıştırma, tedarikçi sözleşmeleri, geri dönüşüm zinciri, tek kullanımlık azaltımı gibi adımlarla “sıfır atık” standardına yaklaşılır. Enerjide de çatı GES, yeşil elektrik anlaşmaları ve verimlilik yatırımıyla kademeli geçiş yapmayı düşünüyoruz.
“Bugün geriye dönüp baktığınızda, ‘Bu kararı almasaydım bugün burada olmazdım’ dediğiniz bir adım var mı?”
Her işin kırılma anı vardır. Benim için o an, “küçük düşünmeyi bırakıp” işi sistemleştirmek; filoyu, hattı, insan kaynağını tek standarda bağlamak oldu. Cesaret kadar disiplin de sizi büyütür.
“Gürcistan yatırımları artık Türkiye’deki faaliyetlerinizden bile daha görünür hale geldi. Size göre uluslararası arenada başarılı olmanızı sağlayan ana faktör neydi?”
Uluslararası işte en kritik şey: yerel gerçekleri doğru okumak ve güven inşa etmek. Doğru ortaklık, doğru hukuk/finans yapısı ve güçlü operasyonla ilerlerseniz başarı gelir. “Ben bildiğimi dayatırım” değil; uyum, hız ve kontrollü çalışırsanız başarı size gelecektir.
“Sizin için hep yaptığı işte ‘hızlı büyüyen ve risk alan bir iş insanı’ denir. Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?”
Ben kendimi “risk alan” değil, risk yöneten biri olarak tanımlarım. Hızlı büyümek kolay; önemli olan büyürken kaliteyi ve nakit disiplinini bozmamak. Benim tarzım her zaman: net hedef, net takip, net sonuç olmuştur..
“Çok büyük bir işi yönetiyorsunuz. Kararlarınız sezgisel midir yoksa analitik hesaplarla mı ilerlersiniz?”
İkisi de. Sezgi, sahada yılların birikimidir; analitik ise hatayı azaltır. Büyük kararda önce verilere bakıp, sonrasında sezgiyle son kontrolümü yaparım.
“Başarı arttıkça yalnızlık da artar derler. Sizin hayatınızda bu cümle karşılık buluyor
mu?”
Karar verdikçe yalnızlık artabilir; çünkü sorumluluk sizdedir. Ama doğru ekibi kurarsanız yalnızlık azalır: herkes görevini bilir, sistem çalışır. Ben yalnızlık yerine sorumluluğu daha çok hissediyorum.
“İş dünyasında insanlar sizi ‘kolay yıkılmayan, krizleri yöneten’ biri olarak görüyor. Siz bu tanımı doğru buluyor musunuz?”
Kriz yönetimi “panik yapmamakla” başlar. Nakit akışını korur, operasyonu sadeleştirir, doğru iletişim kurarsınız. İnsanlar bunu dışarıdan “kolay yıkılmıyor” diye görür; ben buna disiplin derim.
“Gürcistan’daki iş dünyasını Türkiye ile kıyasladığınızda en büyük fark ne?”
Her ülkenin iş kültürü farklı. Bazı yerlerde süreçler daha hızlı ilerler, bazı yerlerde daha kurallıdır. Ben farkı “iyi-kötü” diye değil; uyumlanman gereken oyun kuralları olarak görüyorum.
“Batum’da kendinizi daha özgür ve daha huzurlu hissettiğiniz oluyor mu?”
İş insanı için huzur, bulunduğu şehirden çok işin düzeniyle ilgilidir. Sistem kurduğunuzda her yerde daha rahatsınız. Batum benim için işin uluslararası ayağında önemli bir merkez; rahatlık da işlerin yolunda gitmesinden geliyor.
“Önümüzdeki beş yılda kendinizi nerede görüyorsunuz? Yeni yatırım alanları ya da yeni
ülkeler var mı?”
Önümüzdeki 5 yılda odak; ölçek büyütmekten çok kaliteyi artırmak, verimliliği yükseltmek, dijitalleşmek ve sürdürülebilirliği gerçek yatırımla desteklemek. Ülke bazında ise fırsat nerede sağlıklıysa oraya bakarız; ama “sadece büyümek için büyümek” yok.
İş hayatında “Hâlâ risk alma isteğiniz devam ediyor mu, yoksa artık daha sakin bir iş modelini mi tercih ediyorsunuz?”
Yaş ilerledikçe risk iştahı değil, riskin biçimi değişir. Ben bugün “büyük ve kontrolsüz risk” yerine, “küçük pilotlarla test edilen ve büyütülen risk” alırım. Daha sakin değil; daha akıllı.
“Bugün sizi en çok motive eden şey ne: başarı, güç, miras bırakma isteği, yoksa huzur mu?”
Benim motivasyonum: işi büyütürken iz bırakmak, insanlara iş, yolcuya güven, ülkeme değer vermektir. Başarı ve güç araçtır; asıl mesele kalıcı bir düzen kurmak. Huzur da bunun doğal sonucudur.
Çocuklarınıza ve torunlarınıza bırakmak istediğiniz en büyük miras nedir?
Para gelir gider; asıl miras itibar, disiplin ve çalışkanlık kültürüdür. Bir de “zor zamanda doğru duruş” bırakmak isterim. İsim taşımak kolay; o ismi taşımaya layık bir karakter bırakmak zor.
Son olarak: 2026’da bir gazeteci size “Galip Bey, çevreci misiniz yoksa bu işin PR’ı mı?” diye sorsa, vereceğiniz tek cümlelik cevap ne olurdu?
“PR konuşulur, iş yapılmaz; biz konuşmadan önce ölçer, planlar ve yatırımı koyarız—çevrecilik bizim için reklam değil, maliyet ve sorumluluk yönetimidir.”
Black or White ailesi olarak Misafirperverliği ve derinlemesine yaklaşımı için Galip Öztürk’e bu keyifli röportaj için teşekkür ederiz.
