Para Piyasaları…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Faiz döviz üzerine notlar…

 

Piyasalardan söz açılınca Dolar ve Euro’dan söz etmeden olmaz. İş adamı, bankacı, memur, işçi, esnaf hatta sporcular bile hemen herkes bir şekilde döviz ile ilgili. Borçlanmalar, tasarruflar, krediler, ticaret ve gayrimenkul gündelik hayatımızdaki ekonomik faaliyetlerin nerdeyse tamamında döviz kurları var…

 

Döviz kurlarını yükselse bir dert, düşse ayrı dert… Eski sanayiciler “Döviz kuru tansiyon gibidir. Ne yüksek, ne de düşük olmalı” derken bu söz bir tecrübe olduğu kadar ekonomideki bir gerçeği de yansıtıyor. Döviz kurlarının yükselmesi neleri etkiler diye göz gezdirdiğimizde, insanın neleri etkilemiyor ki diyeceği geliyor. İlk akla gelen, döviz kurları yükselince ithalata dayalı bir ekonomiye sahip olduğumuz için ithal ürünlerin fiyatını yukarı çekiyor. Bu durum enflasyona yansıyor, bu da bir süre sonra faiz oranlarını tetikliyor. Kurlardaki yükseliş aynı zamanda ithal ürünlerin fiyatlarını yükselttiği için ithal ürünler üzerinde baskı yapıp ithalatın düşüşüne neden olurken milli para değer kaybettiği için ihracatı olumlu etkiliyor. Gerçi son yıllarda Türkiye dış ticaretinde döviz kurlarının etkisi sınırlı kalsa da, bu kabul gören bir durumdur. Döviz kurlarındaki yükselişin bir diğer yansıması döviz cinsinden kredi ve tasarruflar üzerinde kendini göstermektedir. Özellikle döviz cinsinden alınan kredilerin finansman gideri, şu sıralar Türk şirketlerinin önemli bir kısmının sorunu. Finans sektörü hariç 176 milyar dolar reel sektörün döviz açığı var. Geçtiğimiz yıllarda faiz oranlarının dış piyasalarda çok düşük olması ve iç piyasalarda döviz kurlarının yatay seyretmesi nedeniyle Türk sanayicisi gerek içeriden gerekse dışarıdan döviz kredilerine ağırlık verdiler. Ama yıllar geçtikçe evdeki hesabın çarşıya uymadığı görüldü. Düşük faiz ile borçlandım derken kurların ikiye katlanması nedeniyle ciddi bir borç yükü ve kur gideriyle karşı karşıya kaldılar. Adeta “Yağmurdan kaçarken doluya tutuldular” desek yanlış olmaz. Kurların yükselmesiyle reel sektörün döviz açığındaki düşüş durdu, hatta artık pabucun pahalı olduğu görülünce son aylarda küçük de olsa gerilemeye başladı…

 

Şimdilerde devlet dış borçlar konusunda daha rahat görünse de, yabancı yatırım bankalarının raporlarında özel sektörün dış borçları Türk ekonomisinin kırılganlıklarından biri olarak geçiyor. Bu sorun en azından bir süre daha Türk şirketlerinin sorunu olmaya devam edecek. Faiz ve kur giderinin muhasebeleştiği “Finansman Giderleri” kalemi yine şu sıralar Borsa İstanbul’da yayınlanmaya devam eden 30 Eylül 2015 3.Çeyrek bilançolarında kâr zarar kalemi kadar yakından izlenen kalemler arasında. Şirketlerin döviz pozisyonları aracı kurumların sık sorularından biri oluverdi. Yabancı para pozisyonu fazla olan şirketler için ise pozitif bir etki söz konusu.

 

Faiz ve döviz kurları artık günlük hayatımızın bir parçası!

 

Döviz kurlarındaki gerileme de ayrı bir sorun. Aşırı değerli TL veya döviz kurlarının düşmesinin bu defa dış ticaret verileri üzerinde olumsuz etkisi gündeme geliyor. Türk ihracatçısının rekabet gücünü azaltmakla birlikte dış ticaret ve de ekonominin yumuşak karnı olan cari açık sorunlarının depreşmesine neden oluyor. İthal ürünler daha ucuz olacağı için ithalatı artırırken ihracata olumsuz yansıması söz konusu. Döviz kurları için tansiyon gibi olmalı sözünün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor.

 

Döviz kadar para piyasalarının en önemli araçlarından biri de faiz. Artışı veya düşüşü yine döviz kadar piyasalar üzerinde etkili. Devlet borçlanmalarında, tasarruf ve kredilerde mübadele ölçüsü ve paranın fiyatıdır faiz. Aynı zamanda kamunun piyasalara müdahale ve yönlendirme aracıdır. Bunu geçtiğimiz aylarda çok yoğun olarak yaşadık. Döviz kurlarındaki sert yükselişlere satış yönlü müdahaleler sonuçsuz kalınca faiz artışı önerisi gündeme geldi. Merkez Bankasının faiz silahını çekmeyeceği veya çekemeyeceği anlaşılınca döviz kurlarındaki yükseliş ivme kazandı. Hatırlanırsa geçen yıl dövizdeki yükselişe tedbir olarak Merkez Bankası politika faiz oranının yüzde 4.50’den 10’a çıkarınca döviz kurlarındaki yükselişin ateşi düşmüştü. TL’den kaçışı önlemek ve cazibesini artırmak için yapılan faiz artışı olumlu sonuç verdi. Daha sonraki aylarda tekrar faiz olması gereken noktalara çekildi. Faizin diğer önemli ayağı ise genel ekonomi üzerindeki etkileri. Ekonomideki ısınma veya büyümelerde ekonomiyi soğutma için tedbir olarak faiz oranları artırılır ve faiz yükselince tüketim eğiliminin düşmesi ilkesinden yararlanılmaya çalışılır. Veya tam tersi, durgun ekonomilere veya düşük büyümeye ivme kazandırmak için bu defa faiz oranları düşürülür,  tüketim eğilimini artırma ve tasarrufların yatırımlara kayması hedeflenir. Ayrıca kaynak maliyetlerini düşürüp yatırımlar için uygun zemin oluşumuna imkan verilir.

 

Faiz ve döviz kurları para piyasalarının olduğu kadar genel ekonominin ve günlük hayatımızın parçası olmaya devam edecek. Bizler de her gazeteyi elimize aldığımızda veya haber bültenlerinde faiz ne olmuş, döviz ne yapmış izlemeye devam edeceğiz. Ne yapalım günümüz ve hayatın akışı bunu gerektiriyor.

Yorumlar kapalı.