Mimarlık, çağdaş sanat ve teknolojiyi aynı vizyonda buluşturan Zeynep Didem Bardakcı, lüks gayrimenkul ve konaklama sektörlerine deneyim odaklı yeni bir bakış açısı getiriyor. Sanatın mimariye kattığı değerden uluslararası projelerine, girişimcilik yolculuğundan gelecek hedeflerine kadar birçok konuyu Black or White Dergi’ye anlattı.
Mimarlık, Sanat ve İş Dünyasının Kesişiminde Bir Yolculuk
Lüks gayrimenkul ve konaklama sektörlerinde mimari tasarımın önemi giderek artarken, mekânların sunduğu deneyim de projelerin farklılaşmasında önemli bir unsur hâline geliyor. Sanatın mimariyle bütünleşmesi, yalnızca estetik açıdan değil, kullanıcı deneyimi ve projelerin kimliği bakımından da yeni bir yaklaşımı beraberinde getiriyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Floransa’ya, Stanford Üniversitesi’nden Uzak Doğu’ya uzanan eğitim ve deneyim yolculuğunu sanatla buluşturan mimar ve sanatçı Zeynep Didem Bardakcı, kurucusu olduğu stüdyo ve danışmanlık şirketiyle çalışmalarını sürdürüyor.
Mimari projelere özgü sanat eserleri tasarlayan Bardakcı, In Between Danışmanlık ile lüks otel, resort ve restoran projelerinde mekânsal deneyimi teknoloji destekli bir sistemle değerlendiriyor. Kendi geliştirdikleri 1.175 kriterlik analiz modeli ise çalışmalarının dikkat çeken yönlerinden birini oluşturuyor.
Black or White Dergi olarak Zeynep Didem Bardakcı ile sanat ve mimarinin iş dünyasındaki yerini, girişimcilik yolculuğunu, Türkiye’de kültür ve sanata verilen değeri ve gelecek hedeflerini konuştuk.
1. Zeynep Didem Bardakcı kimdir? Kendinizi ve sanat yolculuğunuzu okurlarımıza nasıl anlatırsınız?
Mimarım. Zeynep Didem Bardakcı Studio’nun ve mekânsal deneyim danışmanlığı veren In Between’in kurucusuyum.
Yolculuğum mimarlıkla başladı. Soru sordukça, irdeledikçe tasarladığım mekânlarda insanların ne hissettiğini sorgulamaya başladım. Bir sürü hayal kurdum, öyküler yazdım. Tasarımla insanların bir mekânda ne hissedeceğine yön verme hevesimi durduramadım ve yol beni buraya getirdi.
Ve hep aynı soruya dönüp durdum. Örneğin, bir otelin lobisine girdiğinizde neden hemen rahatlarsınız da bir başkasında gözünüz çıkışı arar? Yıllardır bu sorunun peşindeyim: Bir mekân insanda neden iz bırakır ya da ne hissettirir?
Bugün aynı soruyu üç farklı ölçekte soruyorum. Bir eserin ölçüsünde: Zeynep Didem Bardakcı Studio’da mekânın hikâyesine ait sanatsal parçalar tasarlıyor ve üretiyorum. Bir mekânın ölçüsünde: In Between’de o yerin gerçekte nasıl yaşandığına bakıyorum. Bazen de bir proje daha kâğıt üzerindeyken, henüz şantiyeye adım atmadan, kararların verildiği anda soruyorum.
İşin sahadaki kısmı şantiyelerde başladı. Cephe projeleriyle Irak’ta, Orta Doğu’da, beton ve çeliğin arasında yıllarca oradan oraya koşturdum. Sonra vitrinlere yöneldim ve onları bir ürün rafı gibi değil, bir sahne gibi kurmaya başladım. Önünden geçen insanı sarsmasını, düşündürmesini, heyecanlandırmasını, merakını uyandırmasını ya da sadece neşelendirmesini istedim. Bunun için çok özel parçalara ihtiyacım vardı. Onları hiçbir yerde bulamayınca kendim üretmeye karar verdim. Bir atölye kurdum; atölye Akaretler’de bir galeriye, galeri de bugün adımı taşıyan stüdyoya dönüştü.
Bugün yılın en az dokuz ayını yollarda geçiriyorum. Bir yandan artwork projeleri yapıyor, bir yandan otellerin koridorlarında not alıyorum; araya sanat terapisi, sound healing ve dalış giriyor. Kısacası yolculuğum her yerden besleniyor.
2. Mimarlık eğitiminiz ve yurt dışındaki deneyimleriniz, sanat anlayışınızı nasıl şekillendirdi?
İstanbul Teknik Üniversitesi bana ölçeği, yapıyı ve disiplini öğretti. Floransa’daki eğitimim ise mimarlığı sanatla ve kültürel bağlamla birlikte okumayı öğretti; orada her binanın, her meydanın bir hikâyesi olduğunu gördüm. Sanat tarihi çalışmaları bu bakışı derinleştirdi. Ardından Stanford Üniversitesi başta olmak üzere ABD’de tasarım ve mekânsal düşünce üzerine eğitim aldım. Son iki yılın büyük bölümünü Uzak Doğu’da, çoğunlukla Endonezya’da geçirdim ve orada sanat terapisi (art therapy) üzerine yoğunlaştım.
Bugün bir esere başlarken önce mekâna bakıyorum: ışığına, sesine, insanların oradan nasıl geçtiğine, neye ihtiyaç duyduklarına ve orada nasıl hissettiklerine. Bazen de orada nasıl hissetmelerini istediğimi hayal ediyorum.
Bauhaus’un işlevle biçimi bir arada düşünen tavrı, minimalizmin sadeliği, Land Art’ın esere yerle birlikte bakışı ve Arte Povera’nın malzeme arayışı… Hepsi bir potada eriyip bakış açımı ve sanatımı şekillendirdi diyelim. 
3. Mimarlıktan heykel ve çağdaş sanata uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?
Biraz da ihtiyaçtan doğdu. Meslek hayatıma cephe tasarımı ve üretimiyle başladım. Kurduğum Axis & Line ile otel projeleri ve prestij markaları için çalıştım, Orta Doğu’daki projelerde yer aldım. Zamanla vitrin tasarımına yöneldim.
Vitrinler için gereken mekâna özgü parçaları dışarıda bulamayınca kendim üretmeye başladım ve eğitimimi de bu yönde sürdürdüm. Stanford’da, kampüsün içinde büyük bir Rodin koleksiyonu ve heykel bahçesi var. Normalde yaklaşmaya bile çekineceğiniz eserlerin önüne orada uzanıp saatlerce bakabiliyordunuz. :) Heykelle bağım orada çok güçlendi. Sanırım en sevdiğim eserimin Scream olması da bundan. Rodin’den esinlendim demek haddime değil ama üzerinde çalışırken o duyguyu taşıyordum.
Bu yol bir atölyeyi doğurdu. Atölye, Akaretler’de Art & More Gallery’ye dönüştü ve Kasım 2022’de Zeyn’s Cells sergisiyle açıldı. Bugün bu yapı Zeynep Didem Bardakcı Studio adını taşıyor.
4. ZDB Studio çatısı altında bugün hangi projelere odaklanıyorsunuz? Sizi diğer tasarımcılardan ayıran yaklaşım nedir?
Zeynep Didem Bardakcı Studio, mekânın hikâyesine ve mimarisine uygun sanatsal parçalar tasarlar ve üretir. Mimari projelere bu konuda danışmanlık verir: projeye özel artwork’ler tasarlar; çizimleri eksiksiz hazırlanmış, yerleştirmeleri yapılmış bir proje sunar. Heykel, rölyef, tablo ve özel mobilya üretimi konusunda titiz ve yaratıcı teknikler kullanır. ZDB Studio App ve In Between Checklist gibi, bu sürecin aksamadan ve eksiksiz sürdürülmesini sağlayacak kendine özel teknolojik altyapılar kullanır.
Şu anda odaklandığım işlerden bazıları:
-
Blade & B: İstanbul’da lüks bir rezidans projesinin giriş lobisi için, lazer kesim çelikten.
-
Servi: Özel bir konutun kavisli koridoru için, soğuk döküm bronzdan.
-
Q ve Birthday Kid: Bodrum’da bir konut için.
Bizi ayıran, eseri sonradan eklenen bir obje olarak değil, mekânla birlikte düşünmemiz. Önce mekânı dinliyor, sonra eseri tasarlıyoruz.
Beni ayıran ise belki de yolumun kendisi: eğitimime mimarlıkla başlayıp sanat tarihi ve heykelle sürdürmem ve yılın en az dokuz ayını seyahatte geçirmem. Her yeni şehir, her yeni mekân bakışıma bir şey ekliyor. Gerçi bu bazen bir dezavantaja da dönüşebiliyor; bundan sonra bu farkı daha istikrarlı bir şekilde hissettirmeyi hedefliyorum. 
5. In Between Danışmanlık ile lüks otel, resort ve restoran projelerine nasıl bir değer katmayı hedefliyorsunuz?
In Between Danışmanlık, mimari proje aşamasında olan ve hâlihazırda kullanılan mekânlar için bağımsız bir mekânsal deneyim danışmanlığı yapısıdır. Mimari üretim ile kullanıcı deneyimi arasında konumlanır. Mekânları yalnızca estetik, planlama ya da mimari doğrular üzerinden değil; deneyim akışı, kullanım senaryosu, duyusal etki ve uzun vadeli bütünlük üzerinden de okur.
Değerlendirmelerimizi kendi geliştirdiğimiz uygulama ve 1.175 kriterlik In Between Checklist ile yapıyoruz. Yani teknolojiyi sürecin her aşamasında kullanıyoruz; üstelik yalnızca kendimiz için hazırlanmış bir uygulamayla.
Raporlarımızda mekânın kimliğini ve hikâyesini, misafir yolculuğunu, akışı, ışığı, sesi, malzemeyi, operasyonun mekâna etkisini ve mevzuata genel uygunluğu ele alıyoruz. Bu ölçümler sayesinde büyük ve fark yaratan iyileştirmelere ölçülü, dikkatli ama güçlü revizyonlarla ulaşılabiliyor.
Süreci adım adım, hiçbir detayı gözden kaçırmamaya çalışarak yürütüyor; sonra kısa, orta ve uzun vadeli planlara ve projeksiyon raporlarına dönüştürüyoruz. Türkiye’de bunun bir örneği var mı bilmiyorum; belki de tekiz.
Başlıca hedefimiz, mekânların daha iyi hissettiren, daha dengeli çalışan ve insanların yeniden deneyimlemek istediği yerlere dönüşmesi. Kavramsal yaklaşımı önemsiyoruz ama uygulanabilirlik, imalat gerçekleri ve maliyet dengesi bizim için her zaman en başta geliyor.
6. Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz çalışmalar arasında sizin için özel bir anlam taşıyan proje hangisi?
Projelerimin hepsi benim için özel; müşterilerimin çoğuyla zamanla arkadaş oldum. O yüzden tek bir proje söylemem zor. Ama Zeyn’s Cells sergim ayrı bir yerde duruyor. Kasım 2022’de Akaretler’de Art & More Gallery’nin açılış sergisiydi ve kendi dilimi ilk kez bu kadar bütünlüklü göstermiştim.
Her şeyden önce, 30 yaşımın sergisiydi. Adından da anlaşılacağı gibi ana teması, hücrelerimde hissettiğim değişimdi. Yıllarca şantiyelerde, cephe projelerinde, Irak’ta ve Orta Doğu’nun farklı coğrafyalarında oradan oraya koşturmuştum. Böyle bir hayatın içinde ister istemez erilleşen bir kadının, ilk kez kendini kadın gibi hissetmeye başlamasını ve bunun heyecanını anlatıyordu. Bedenimle, hislerimle, hatta arayışlarımla bir anda bir kadınla karşılaşmış gibiydim. Bu anı unutmamak için Zeyn’s Cells koleksiyonunu hazırladım. Yoğun kırmızı kullandığım, çok sevdiğim bir koleksiyondu. Üç eserini hâlâ satmadım, kendime saklıyorum.
7. Sizce sanat, lüks mimari ve gayrimenkul yatırımlarında ne kadar belirleyici bir rol oynuyor?
Bence giderek daha belirleyici hâle geliyor. İnsanlar artık yalnızca metrekare değil, bir his satın alıyor. Bir binaya girdiğinizde aklınızda kalan çoğu zaman bir eser, bir ışık ya da bir ayrıntıdır.
Ama sanatın gerçekten değer katması için projeye en baştan dahil olması gerekiyor. Son anda bir boşluğu doldurmak için seçilen bir eser o etkiyi yaratmıyor. Danışmanlık verirken en çok bunu anlatıyoruz.
8. Türkiye’de kültür ve sanata hak ettiği değerin verildiğini düşünüyor musunuz? En büyük eksikliğimiz sizce nedir?
Son yıllarda müzeler, bienaller ve özel galerilerle çok yol alındı; İstanbul’da bunun canlılığını hissediyoruz. Bence eksiğimiz süreklilikte ve sanatın gündelik hayata yayılmasında. Sanat hâlâ çoğunlukla özel bir etkinlik gibi görülüyor. Okullarda, kamusal alanlarda, yaşadığımız binalarda daha çok yer bulursa insanlarla ilişkisi de güçlenir.
9. Türk sanatçılarının uluslararası sanat piyasasında daha güçlü yer edinmesi için neler yapılmalı?
Türkiye’de çok güçlü işler üretiliyor. Eksik olan, bence bu işlerin dünyaya düzenli ve doğru anlatılması. Bunun için:
-
Uluslararası fuarlarda daha sürekli yer almak,
-
Galeriler ve kurumlar arasındaki iş birliklerini artırmak,
-
İşleri İngilizce de iyi belgelemek önemli.
Sanatçının kendi hikâyesini açık ve samimi anlatabilmesi de çok şey değiştiriyor.
Bir de çok genç ve inanılmaz yetenekli sanatçılarımız var. Üretmeye devam edebilmeleri için maddi olarak desteklenmeleri gerekiyor. Bu konuda daha fazla vakfa, bursa ve fon programına ihtiyacımız var.
10. İş dünyasının kültür ve sanata yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Şirketler sanat yatırımlarına yeterince önem veriyor mu?
Önemli örnekler var; bazı kurumlar sanatı uzun yıllardır destekliyor. Ama genel olarak sanat hâlâ çoğu zaman bir sponsorluk kalemi olarak görülüyor. Oysa bir ofiste, bir otelde ya da bir binada doğru yere yerleştirilmiş bir eser, oradaki insanların gününü değiştiriyor.
Şirketler sanatı yalnızca bir yatırım olarak değil, çalışanları ve misafirleri için bir deneyim olarak da düşünürse daha kalıcı bir ilişki kurulur.
11. Bir sanat eserini değerli kılan nedir? Sanatçının imzası mı, eserin hikâyesi mi, yoksa yıllar içinde kazandığı ekonomik değer mi?
Benim için en başta eserin bulunduğu yerle ve insanlarla kurduğu ilişki. Bir eser, önünden geçen birini durdurabiliyor, ona bir şey hissettirebiliyorsa değerlidir. İmza ve ekonomik değer zamanla gelir ama eserin hikâyesi ve mekâna kattığı anlam olmadan kalıcı olmaz.
12. Önümüzdeki dönemde hayata geçirmeyi planladığınız yeni projeler ve sanat dünyasına ilişkin hedefleriniz neler?
Stüdyoda yeni projeler üzerinde çalışmaya devam ediyoruz; yeni koleksiyonlarımızı da zeynepdidembardakci.com adresinde paylaşıyoruz. In Between tarafında oteller, retreat’ler ve restoranlarla çalışıyoruz; işlerimi olabildiğince daha sık yurt dışına taşımak istiyorum.
Bir de sergi planım var. Zeyn’s Cells kadar özel olmasını isterim ama bakalım… 2027’nin sonuna doğru açmayı planlıyoruz.
Galiba büyük hedeflerden çok, sakin ve tatmin olduğum ana odaklıyım. Bunu bu soruyla fark ettim.

Sanatın Mimariye, Deneyimin İş Dünyasına Kattığı Değer
Zeynep Didem Bardakcı’nın mimarlık ve çağdaş sanat ekseninde şekillenen kariyeri, yaratıcı üretimin iş dünyasıyla kurduğu ilişkinin farklı boyutlarını ortaya koyuyor. Mimari projelere özel sanat eserlerinden teknoloji destekli mekânsal deneyim danışmanlığına uzanan çalışmaları, sanatın yalnızca estetik bir unsur olarak değil, tasarımın ve kullanıcı deneyiminin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Özellikle lüks gayrimenkul, turizm ve konaklama sektörlerinde mekânların kimliği, sunduğu deneyim ve operasyonel işleyişi giderek daha fazla önem kazanırken Bardakcı’nın yaklaşımı, sanat ve mimarinin birlikte ele alınmasının değerini vurguluyor.
Uluslararası çalışmalarını genişletmeyi ve yeni koleksiyonlarını sanatseverlerle buluşturmayı hedefleyen Bardakcı, iş dünyasının kültür ve sanata yaklaşımında da daha kalıcı bir anlayışın gelişmesi gerektiğini savunuyor.

