Kenan Yavuz: Sanayiden Anadolu’nun kültürel mirasına uzanan bir başarı hikâyesi

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kenan Yavuz, Black or White Dergi’ye özel röportajında sanayi yatırımlarını, liderliği, Anadolu’nun kültürel mirasını ve hayat felsefesini anlattı.

Türkiye’nin en büyük sanayi yatırımlarında üstlendiği liderlikten, doğduğu topraklarda dünya çapında bir kültür mirası oluşturmaya uzanan sıra dışı bir yaşam hikâyesi… İş insanı Kenan Yavuz, başarıyı yalnızca ekonomik büyüklüklerle değil, topluma bırakılan değerlerle tanımlayan yaklaşımıyla iş dünyasının dikkat çekici isimlerinden biri.

Türkiye sanayisinin dönüşümüne tanıklık eden, Petkim ve SOCAR gibi dev kuruluşlarda önemli sorumluluklar üstlenen Kenan Yavuz, profesyonel kariyeri boyunca büyük yatırımların ve stratejik kararların merkezinde yer aldı. Ancak onun yaşam yolculuğunu farklı kılan, iş dünyasında elde ettiği başarıları doğduğu topraklara duyduğu güçlü aidiyet duygusuyla buluşturması oldu.

Bayburt’un Beşpınar köyünde, çocukluk yıllarının hatıralarından hareketle temellerini attığı Kenan Yavuz Etnografya Müzesi, bugün Anadolu’nun kültürel hafızasını yaşatan ve uluslararası ölçekte takdir gören özgün bir kültür projesine dönüşmüş durumda. Avrupa Müze Akademisi tarafından verilen uluslararası ödüllerle dikkat çeken bu girişim, aynı zamanda bireysel bir vefa duygusunun toplumsal değere nasıl dönüşebileceğinin de güçlü örneklerinden biri.

Yavuz’un hikâyesinde sanayi yatırımları, kurumsal liderlik ve ekonomik başarı kadar; aile, kökler, kültürel kimlik ve gelecek kuşaklara karşı duyulan sorumluluk da önemli bir yer tutuyor.

Black or White Dergi olarak Kenan Yavuz ile gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajda; Türk sanayisinin geleceğini, iş dünyasında liderliğin değişen anlamını, genç kuşakların karşı karşıya olduğu sorunları, Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutan değerlerini ve uluslararası başarıya ulaşan müzesinin arkasındaki insani hikâyeyi konuştuk.

Kenan Yavuz, sorularımıza verdiği samimi ve zaman zaman çarpıcı yanıtlarla yalnızca kendi yaşamını değil, Türkiye’nin ekonomik, kültürel ve toplumsal geleceğine ilişkin düşüncelerini de tüm açıklığıyla paylaştı.


1. Bayburt’un Beşpınar köyünden Türkiye’nin en önemli sanayi kuruluşlarının yönetimine uzanan bir hayat hikâyeniz var. Bugün geriye dönüp baktığınızda, sizi Kenan Yavuz yapan en önemli dönüm noktası hangisiydi?

Köy çocuğu olarak doğup büyüdüm. Köyümde elektrik yoktu, yol yoktu. Kışları kapanan yollarda kızak ile şehre, okula gittim. Geniş bir ailede büyüdüm. Dedem, ninem, annem, babam, kardeşlerim ve 8 tane halam vardı. Daha 5 yaşında iken ailemin hayvanlarına çobanlık yapardım çünkü ailenin tek erkek çocuğu idim.

Büyüdüğüm ortam çileli ancak sevgi doluydu. Bu sevgi ortamı, bende toprağıma ve köyüme olan aidiyet duygumun en önemli motivasyonu oldu sanırım.

Çocukken kurduğum hayaller hep “Bir gün köyden çıkıp, okuyup başarılı olacağım ve köyüme dönüp büyük bir şey yapacağım.” üzerine kuruluydu.

Kenan Yavuz Etnografya Müzesi

2. Petkim ve SOCAR gibi dev kuruluşlarda önemli sorumluluklar üstlendiniz. Milyarlarca dolarlık yatırımların yönetiminde edindiğiniz hangi tecrübe, bugün hayata ve insanlara bakışınızı en fazla etkiliyor?

İş yaşamında başarılı olmuş, çevre edinmiş, tecrübe edinmiş ve para kazanmış olan insanların doğdukları topraklara vefa borçları olduğuna inanırım.

Edindiğim geniş çevre, dünyayı tanımak, ülkem hakkında gelecek tasarımı yapabilme yeteneğine kavuşmam ve köyüme olan sevdam, çizdiğim bu yolun temel çıkış noktalarıdır.

Yurt dışında zaman zaman köylere düştüğü zaman yolumuz, oralarda gördüklerimin ülkemde olmamasına üzülürdüm.

Şimdi dağ başında, kırsalda, adeta bir çölde vaha olan müzemiz ile gurur duyuyor ve ülkemin her noktasında bu tür projeler olmasını arzu ediyorum.

3. İş dünyasında başarı çoğu zaman büyüklük, kârlılık ve yatırımlarla ölçülüyor. Sizin için gerçek başarının tanımı yıllar içinde nasıl değişti?

Büyüklük, kârlılık ve yatırım kaçınılmaz gerçekliklerdir. Ancak bu konularda elde edilen başarılar, toplum ile buluşmaya ve manevi planda huzurlu bir sonbahar yaşamaya yetmez.

Ben hayatımın sonbaharını insanların hayatına dokunmaya adadım ve ailemin desteği sayesinde çok büyük huzur buldum.

Ülkemizin en büyük yatırımlarına liderlik ettim ancak müzemin bana ve aileme sağladığı itibarın yanında o devasa tesisler solda sıfır kalır.

Başarı, insanın tek başına elde ettiği bir sonuç değildir. Başarının paydaşları vardır ve paydaşların hakkı ödenmelidir. Bu ödeme bazen maddi ve bazen de manevidir.

Devletin sağladığı imkânlar ve ailenin fedakârlıkları bir kenara konularak başarı ile övünmek İLKEL ve insanlık dışı bir haslettir.

Bu ilkelliğe düçar olmuş ve ben diyerek yaşayanlar, hayatın anlamından uzak, kökleri ile bağını koparmış, adeta kurumuş ağaç dalları gibidirler.

Kenan Yavuz

4. Profesyonel yöneticilikten kendi yatırımlarınızı yönetmeye uzanan yolculuğunuzda, bugün Türk sanayisinin en büyük fırsatını ve en önemli kırılganlığını nerede görüyorsunuz?

Türk sanayisinin hemen her kademesinde görev aldım. Ülkemizin kronik problemlerini 40 yıllık sanayi tecrübem ile analiz ettim, yaşadım ve anlattım.

2000’li yıllar ile başlayan süreçte ülkemiz çok devasa bir altyapı devrimi gerçekleştirdi. Sağlık ve hizmet sektörlerinde açık ara dünyada lideriz. Lakin bunları yeterince kullanamıyoruz.

Üretimde ve gelecek tasarımında büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Teknolojik atılım yapamadık, eğitim sistemimiz berbat, beyin göçünü durduramadık. Sanayimiz yoğun olarak fason çalışıyor. Ar-Ge çalışmalarımız nal topluyor.

Gençlik, beyaz yakalı memur olma hayalinde sınav kuyruğunda. Tarım ve hayvancılık ile iştigal etmesi gereken nüfusu şehirlere taşımaya devam ediyoruz maalesef.

Üretmeden tüketmeye odaklanmış bir toplumsal yapımız var. Çalışmayı para kazanmak, yemek yemeyi karın doyurmak, giyinmeyi sadece örtünmek zanneden toplumsal yaşam biçimi bizi tökezletiyor.

Geleceğimiz açısından sahip olduğumuz güzel hasletlerimizi kullanarak, başaramadıklarımız üzerine kafa yormak ve eksiklerimizi kendimize kabul ettirmek zorundayız.

5. Bugünün genç iş insanları sizinkinden çok farklı bir ekonomik dünyada yetişiyor. Sizce yeni nesil liderlerin en fazla ihtiyaç duyduğu, ancak zaman zaman göz ardı ettiği değer nedir?

Yeni nesil merdivenin basamaklarını zıplamak istiyor. Sabırlı değil, sanal dünyaların etkisi çok fazla.

Rol modeller ikiye ayrılıyor. Soytarılık yapan modeller milyonlarca etkileşim alırken, gerçek rol modellerin sesleri ve yaptıkları duyulmuyor.

Genç nüfusumuzu kaybediyoruz zira üniversite adı verilen ilkokullardan mezun milyonlarca mesleksiz insan ürettik. Bu yığınların tek hayali devlet memuru olmak, çünkü başka bir işe yaramazlar.

En önemli varlığımız olan gençlerimizi hayatlarının en verimli çağlarında evlerinde oturup KPSS sınavına çalışan bir yapıyı yarattık. Bu kabul edilemez, yazıktır.

Milyonlarca ev genci var! Bu adeta yeni bir sınıf ve bu sınıf üretimde değil, toplumun sırtında bir yük.

En önemli sebeplerin başında ise eğitim sistemimiz geliyor.

6. Yıllarca büyük sanayi yatırımlarına imza attıktan sonra doğduğunuz köyde bir kültür mirası oluşturmayı seçtiniz. Sizi bu karara götüren şey bir çocukluk hayali miydi, yoksa yıllar içinde büyüyen bir sorumluluk duygusu mu?

Her ikisi birbirini besleyen bir duygu atmosferi sanırım.

Ülkemin meselelerini kurduğum müze üzerinden tartışmaya açıyorum. Köyden kente göç, bozulan mimari dokumuz, köyde yaşamayı küçümseyen toplumsal algı, geçmişini yok etmekten adeta zevk alan bir sosyal yaşama karşı savaşmaktan büyük keyif alıyorum.

Şahsıma ait olmayan sorunları dert ediyorum ve bazen kendime çok kızıyorum ancak aykırı bir karakterim var ve bunu aşamıyorum.

Genelde üst düzey profesyonellerin hayali, yoğun iş yaşamından sonra birikmiş para ile sayfiye kentlerine yerleşmek, gezmek tozmak, tekne alıp denize açılmak filan vardır.

Ben de aynı atmosferde öyle düşündüm başlangıçta. Bodrum’da ev aldım ve sonunda bir hafta kaldıktan sonra mutlu olmadığımı hissettim.

Saçma sapan bir hayat geldi bana. İşe yaramaz hissettim kendimi ve bir yandan üretmek için sanayi tesisi yatırımı yaptım, diğer yandan da Bodrum’u değil, köyümü tercih ettim.

Bu tercihimde beni destekleyen eşime minnettarım.

7. Kenan Yavuz Etnografya Müzesi bugün Anadolu’nun sınırlarını aşan uluslararası bir başarı hikâyesine dönüştü. İlk adımı attığınız günlerde bu yolculuğun böylesine büyük bir karşılık bulacağını hayal ediyor muydunuz?

Hayır, gerçekten bunu hayal dahi edemezdim.

Aslında dedem ve ninem ölmesin, köyümün geçmişi yok olmasın diye başladığımız amatör bir çalışmanın böylesine bir dünya markasına dönüşmesi en çok bizi şaşırtıyor.

Edindiğim tecrübe özgün olmak ve kendi kimliğimize bağlı kalmak oldu. Bugün dünyanın aradığı şey tam da bu olsa gerek ki böylesine ilgi gördük.

Birbirini taklit eden yaşamlar, mimari yapılar insanlığı yok ediyor ve insanlık bir çıkış arıyor. Sanırım müzemiz bu arayışların bir sonucu. Zira devasa müzeler arasından sıyrılarak bu ödüllere ulaşmak başka türlü mümkün olamazdı.

Bu güzel sorunuzu yanıtlarken bir anekdotu paylaşmak isterim.

2012-2018 yılları arasında küçük bir kültür evi olarak amatörce çalışmalar yapıyor, tatillerimde bulduğum zaman ile sınırlı çalışmaları gerçekleştiriyorduk.

2018 yılında Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi manifestosunu okudum.

Manifestoda Orhan Pamuk, “İnsanlık elitlerin hobisi olan devasa büyük ve soğuk müzelerden bıktı. Artık küçük insan hikâyelerine odaklanmış, insanı merkeze alan ve müzeleri elitlerin mekânları olmaktan çıkaracak girişimlere ihtiyaç var.” diyordu.

Manifestoyu okuyunca dedim ki: Bu manifesto beni tanımlıyor.

Müze olmaya ve bu konuda kendimize güvenmeye o zaman başladım. Kırsalda, hem de bir köyde müze çok uçuk geliyordu bana. Manifesto bakış açımı değiştirdi.

8. Müzeniz, Avrupa Müze Akademisi tarafından ilk kez verilen “Weiden Your Scope” ödülüne layık görüldü. Bu uluslararası takdir, sizin için kişisel bir gururun ötesinde Anadolu ve Türk müzeciliği adına nasıl bir anlam taşıyor?

Avrupa Müze Akademisi ödülü bizim aldığımız 4. büyük uluslararası ödül oldu.

Ailemizin ve Anadolu’nun özgün hikâyesi büyük ilgi görüyor. Eşim, çocuklarım ve dostlarımın katkısı bizi taşıyan en önemli varlığımız.

Sadece Türk müzeciliğine değil, dünya müzecilik anlayışına da farklı bir bakış açısı getirdik ve bunu bilinçli bir şekilde yapmadık.

Kenan Yavuz Etnografya Müzesi – Weiden Your Scope ödülü

Anadolu’nun güzelliklerini ve Bayburt’un kadim kültür mirasını bugüne taşımaya çalıştık. Amatör ruh bizi profesyonel yaşamın zirvesine taşıdı. Açıkçası şaşkınız…

Aldığımız ödüller Avrupa ve dünya müzeciliğinin en önemli ödülleri. Ülkemizi böylesine değerli platformlarda temsil etmek büyük gurur.

Şunu da ilave etmekten kendimi alamayacağım. Ödüllerimiz sonrası Avrupa’nın birçok müzesinden tebrik ve iş birliği teklifleri aldık. Ancak ülkemizdeki hiçbir müze kurumsal olarak bizi tebrik etmedi ve iş birliği teklifinde bulunmadı.

Bunu niye söyledim? Bizim en önemli toplumsal hasletimiz olan paylaşma geleneğimiz öylesine hasar almış ki, bu hasarı nasıl gidereceğiz bilemiyorum.

9. Müzenizi yalnızca geçmişin sergilendiği bir alan değil, yaşayan bir kültür merkezi olarak konumlandırıyorsunuz. Sizce bugün müzeler, toplumların geleceğini şekillendirmede nasıl bir rol üstlenmeli?

Biz Anadolu’nun hafıza mekânıyız. Adeta zaman tüneli gibiyiz.

Unutulan güzelliklerimizi ayakta tutmaya çalışıyor, modernitenin buldozer gibi ezip geçtiği kadim kültür mirasımıza mekân olmaya çalışıyor ve savaşıyoruz.

Zaman ve mekânı buluşturduk, deneyim fırsatı sunduk ve insanların geçmişlerine dokunmalarını sağladık.

İnsan müzeye gelince ağlar ve dua eder mi? İşte bizim müzemiz, dünyada ziyaretçilerin ağlayıp dua ettikleri tek müzedir. Bu bizi çok mutlu ediyor.

10. Anadolu’nun köyleri giderek boşalırken geleneksel üretim kültürü ve yaşam biçimleri de değişiyor. Bu dönüşümün en büyük kaybı sizce ekonomik mi, kültürel mi, yoksa kuşaklar arasındaki bağların zayıflaması mı?

Ekonomik kayıplar telafi edilebilir ancak yok olan kültür mirasımız, aile geleneklerimiz, tahrip olan sosyal dokumuz, acımasız bireyselleşme, başkasını ezerek var olma mücadelesi ve daha sayısız tahribat…

Bunlar telafi edilemez.

Ne yazık ki çölleşen, kuraklaşan, değerler ile bütünleşik yaşamdan, modernite adı verilen betona gömülmüş ucube yaşama teslim olan bir yapıya doğru hızla sürükleniyoruz.

Topraktan koptuk, insanlar altına hücum filmlerindeki gibi köylerini terk ediyorlar.

11. Kültür ve sanat yatırımları çoğu zaman ticari getiriler üzerinden değerlendirilmiyor. Oysa siz müzecilikle turizmi, yerel üretimi ve bölgesel kalkınmayı aynı çatı altında buluşturdunuz. Bu model Türkiye’nin diğer bölgelerinde nasıl yaygınlaştırılabilir?

Bizim projemiz ticari karşılık beklenmeden yapılan bir sosyal sorumluluk projesidir. Bir vefa, toprağa borç ödeme projesidir.

Ancak gelecekte sürdürülebilir bir yapının oluşmasını arzu ediyorum. Bu nedenle butik bir konaklama tesisi yaptım. Umarım kendi giderlerini karşılayan bir yapı oluşur.

Bu model gönüllülük ve ticari kaygılardan arınmış olanların yapabileceği bir model. Zira ticari kaygılar özgün kimliği bozuyor ve para kazanma arzusu karmaşa yaratıyor.

Anadolu’nun birçok köşesinde kısa vadeli ticari kaygılar maalesef kimlik bunalımı yaratıyor ve konjonktürel bir turizm anlayışını öne çıkarıyor.

Bu nedenle her bölgeye yönelik turizm modelleri üretilmeli, standartları tanımlanmalı, herkesin her istediğini yapabilmesinin önüne geçilmelidir.

Tabela mezarlığına dönmüş, isteyen herkes kendi keyfine göre ev yapıyor, boyuyor ya da sıvasız bırakıyor.

Antalya’daki turizm anlayışı ile Bayburt’ta turizm olmaz ve olmamalı.

Benim modelimin yaygınlaşması için devletin çok daha etkin bir şekilde bu tür sivil girişimleri desteklemesi lazım.

Ben devletten hiçbir yardım talep etmedim ve almadım. Ancak başka girişimlerin desteklenmesini ve denetlenmesini savunuyorum.

12. Türkiye’nin önde gelen iş insanlarına kültürel mirasın korunması konusunda bir çağrıda bulunma fırsatınız olsa ne söylersiniz? Sizce iş dünyası topluma karşı sorumluluğunu yeterince yerine getiriyor mu?

Onlara derim ki: Nereye kadar kazanmak? Kefene cep yapmayı bırakın ve ardınızda iz bırakacak sosyal sorumluluk projeleri yapın.

Şirketleriniz, gökdelenleriniz sizden sonra zaten miras kavgalarının malzemesi olacaklar. Kimsenin de umurunda olmayacaksınız.

Gelin hiçbir karşılık beklemeden doğduğunuz topraklara, geçmişinize olan borcunuzu ödeyin.

Gerçek huzuru bulacağınıza garanti veririm.

Maalesef bizde iş dünyası çoğunlukla para biriktirmeyi, gezmeyi ve sınırsız para harcamayı hayatlarının sonbaharının merkezine yerleştiriyor.

Acınası bir durum bu…

13. Kenan Yavuz Etnografya Müzesi artık uluslararası ölçekte tanınan bir marka. Önümüzdeki dönemde yeni projeler, farklı ülkelerle iş birlikleri veya kültür turizmini geliştirecek yatırımlar gündeminizde mi?

Bölgemin bu tür yatırımlara çok ihtiyacı var ancak benim gücüm artık yetmiyor. Yapılacak o kadar çok iş var ki…

Özellikle devlet mekanizmalarının saçma sapan projelere kaynak akıtmalarını üzüntü ile izliyorum. Adeta 50 yıl önceki kapalı ekonomi dönemi modelleri devam ettiriliyor.

Merkezi yönetimin çoğu kez aldığı iyi niyetli kararlar ve kaynak tahsisleri, yerel mekanizmalar tarafından har vurulup harman savruluyor, etkileri ölçülmüyor, yerel dokular basmakalıp projeler ile yok ediliyor.

Gönlüm çok şey yapmak istiyor lakin artık sonbahar…

14. Hayatınızın bir döneminde büyük şirketleri ve stratejik yatırımları yönettiniz; bugün ise geçmişle gelecek arasında kültürel bir köprü kuruyorsunuz. Bütün bu yolculukta sizi en çok duygulandıran, unutamadığınız bir anı bizimle paylaşır mısınız?

Belki de müzemizin doğuşuna vesile olan çok özel bir anımı paylaşmak isterim.

Petkim Genel Müdürü olduğumda rahmetli babam beni ziyarete geldi. Kaldığım lojmanın bahçesinden vadideki şehir büyüklüğündeki Petkim tesislerini seyrederken hayatı çiftçilik ile geçmiş babam bana sordu:

— Oğlum, sen burayı nasıl elde ettin?

— Ne bileyim baba, Allah nasip etti işte.

— Öyleyse sana bir şey diyeyim mi?

— Buyur baba.

— Doğduğun yerleri, köyünü unutma…

İşte bu diyalog Anadolu irfanıdır.

Hayatı yoklukla geçmiş bir baba, oğluna ev al, araba al, para biriktir demedi! Peki ne dedi?

Geçmişini unutma dedi…

Rahmet olsun babama. Müzemizi ve tüm ödülleri, elde ettiğimiz her şeyi ona ithaf ediyorum.

15. Son olarak, yıllar sonra Kenan Yavuz isminin hangi başarıyla değil, hangi değerle hatırlanmasını istersiniz? Gelecek kuşaklara bırakmak istediğiniz en önemli miras nedir?

Yaz boyu müzemizin içindeyiz ailece. Gelen ziyaretçiler ile tanışıyor, binlerce insan ile hemhâl oluyoruz.

Bazen aralarındaki konuşmalara şahit oluyorum. Beni ölmüş biri zannediyorlar bazen ve (zira ülkemizde genelde ölmüş insanların isimleri projelere verildiğinden olsa gerek) “Allah rahmet eylesin, iyi adammış.” diyorlar.

İnsanın hayatta iken, öldükten sonra insanların hakkında ne diyeceklerini duymasından daha güzel ne olabilir ki?

Öncelikle derginize çok teşekkür ediyorum. Beni bu kadar detaylı anlatmaya sevk eden muhteşem hazırlanmış, çalışılmış sorulara çok mutlu oldum.

Başarılar diliyor, müzemize bekliyoruz.

Sevgilerimle,

Kenan Yavuz


Bir Ömürlük Başarının Ardında Kalan En Değerli Miras

Kenan Yavuz’un yaşam hikâyesi, iş dünyasında başarının yalnızca yönetilen yatırımların büyüklüğüyle, finansal sonuçlarla ya da kurumsal unvanlarla ölçülemeyeceğini hatırlatıyor. Türkiye’nin önemli sanayi kuruluşlarında üstlendiği sorumlulukların ardından doğduğu köye yönelmesi, onun başarı anlayışında ekonomik kazanımlar kadar toplumsal değerlerin de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Bugün Kenan Yavuz Etnografya Müzesi, Anadolu’nun kültürel mirasını koruma çabasının ötesinde; aidiyetin, aile bağlarının, gönüllülüğün ve bireysel sorumluluğun somut bir karşılığı olarak öne çıkıyor.

Röportajın belki de en anlamlı bölümünü ise babasının yıllar önce kendisine söylediği birkaç kelime oluşturuyor:

“Doğduğun yerleri, köyünü unutma…”

Bir babanın oğluna bıraktığı bu sade öğüt, yıllar sonra uluslararası ödüller kazanan bir kültür projesinin manevi temelini oluşturuyor.

Kenan Yavuz’un sanayiden kültürel mirasa uzanan yolculuğu, özellikle iş dünyasının yeni kuşak liderleri açısından üzerinde düşünülmesi gereken güçlü bir mesaj taşıyor: Kalıcı başarı, yalnızca bugünü inşa etmekle değil, geçmişi koruyarak geleceğe değer bırakabilmekle de anlam kazanıyor.

Black or White Dergi olarak Kenan Yavuz’a, yaşamının önemli dönüm noktalarını, düşüncelerini ve Anadolu’ya duyduğu derin bağlılığı içtenlikle paylaştığı bu özel röportaj için teşekkür ediyoruz.

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.