O işinin uzmanı: Selin Bozkurt

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Hayatı Manifesto ile birlikte dolu dolu yaşadığımı söyleyebilirim. Zira işimi, iş gibi değil bir yaşam tarzı olarak görüyorum. 7/24 çalışmaktan her zaman keyif alıyorum. Bir anlamda çok şanslıyım aslında… Çünkü sevdiğim bir işi yapıyorum.”

 

İşini, sanatı ve sosyal sorumluluk projelerini hayatına mükemmel şekilde entegre etmiş, enerjik yapısı ile hayatın her alanında rol alan başarılı bir kadın… Bahsimiz “Kendimi geliştirme merakım en büyük tutkum. Her yıl kendime yeni bir uğraş eklemekten, bir dönem ara verdiklerimi tekrar hatırlamaktan keyif duyuyorum.” sözlerinin sahibi, Manifesto İletişim Grubu’nun CEO’su Selin Bozkurt…

 

-“Hayatın bize verilmiş bir hediye olduğuna inanıyorum” sözlerinin sahibi Selin Bozkurt’u tanıyabilir miyiz? Okuyucularımıza kısaca kendinizden, eğitim durumunuzdan ve profesyonel özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?

 

6 Şubat 1975 doğumluyum. Kova’ya İkizler olan burcumun özelliklerini taşıdığımı söyleyebilirim. Hava grubu olduğumdan olsa gerek yüksek bir enerjiye sahibim. Etrafımdaki herkes enerjimin kaynağını sorar ve ben her zaman tek kelime ile cevap veririm “İçimden geliyor!”

 

Tek bir işle uğraşmaktansa birçok konuyla ilgilenmeyi, proje geliştirmeyi, farklı spor ve sanat dallarıyla ilgilenmekten keyif alıyorum. Seyahat etmek, özellikle son yıllarda sanat için seyahat etmekten, gezip gördüğüm, deneyimlediğim her şeyi yazmaktan keyif alıyorum. Çünkü günümüz zamanında, bilgi ve deneyimi paylaşmanın önemine inanıyorum.

 

Ailem Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya göçmeni, ancak çekirdek ailem İstanbul’da doğup büyümüş.

 

Pratik ve sonuç odaklı biriyim. İstanbul Üniversitesi’nde aldığım işletme eğitiminin ardından ilk şirketimi 19 yaşında kurdum. Ardından bir süre sonra Cambridge’de pazarlama eğitimi aldım. Sırasıyla turizm, yönetim danışmanlığı ve beyin avcılığı, Türkiye’ye ilk yoğurttan dondurmayı getirme ve iletişim danışmanlığı gibi farklı sektörlerde masanın her iki tarafında çalışma imkanı buldum. Hali hazırda eğitimime, profesyonel sanat tarihi uzmanından Modern ve Çağdaş Sanat Tarihi dersi, İtalyan hocam Mafalda’dan ise her hafta Soho House’da İtalyanca dersi alarak devam ediyorum. Kendimi geliştirme merakım en büyük tutkum. Her yıl kendime yeni bir uğraş eklemekten, bir dönem ara verdiklerimi tekrar hatırlamaktan keyif duyuyorum.

 

-Oldukça enerjik ve dinamik bir yapınız var ve dur durak bilmeyen yapınız yeni kazanımlar katıyor yaşamınıza sürekli. Tükenmişlik sendromunun moda olduğu günümüzde bu enerjik yaşamın sırrını bizlerle paylaşır mısınız?

 

Enerjik yapımın sırrı bir parça genetik olabilir, zira annem de böyledir. Öte yandan sanırım birbiriyle bağlantısı olmayan çok farklı ilgi alanları sanırım kişinin enerjisini yükseltiyor.

 

Lise son sınıfta üniversiteye hazırlanırken hatırlıyorum ki, hem okulda, hem Fenerbahçe’de voleybol takımındaydım aynı zamanda okulun ve bir başka kulübünün jimnastik takımındaydım ve bir yandan da piyano dersi alıyor ve koroda şarkı söylüyordum…

 

Ailem sağolsun beni herzaman çok yönlü yetiştirmeye özen gösterdiler. Küçük yaşlarda başlayan bu alışkanlığım artarak devam etti. Enerjimi artıran bir başka unsuru ise her gün dua etme ve şükretme sevgime bağlıyorum.

 

-Hayatı dolu dolu yaşamanın yanında bir de Manifesto İletişim Grubu’nun CEO’luk görevini yürütüyorsunuz. Bu alandaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

 

Hayatı Manifesto ile birlikte dolu dolu yaşadığımı söyleyebilirim. Zira işimi, iş gibi değil bir yaşam tarzı olarak görüyorum; 7/24 çalışmaktan her zaman keyif alıyorum. Bir anlamda çok şanslıyım aslında… Çünkü sevdiğim bir işi yapıyorum. Ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum… Manifesto’yu her fırsatta geliştirmek, ileriye götürmek, fark yaratmak en keyif aldığım hobim. Dışarıdan bakıldığında sektörün ilk 3 iletişim ajansı arasında olduğumuzu bilmekle beraber, bundan 7 yıl önce şirketimizi kurarken sektörde yer alan 25-30 yıllık ajanslar arasında nasıl farklılaşabileceğimizi görmek için ortaklarımla beraber SWOT analizi yapmıştık… Bu çerçevede ilkleri yapmanın bizi farklılaştıracağına karar verdik ve Türkiye dışında ilk iletişim ofisini açarak sektörde bir ilki gerçekleştirdik. “Müşterilerimiz neredeyse bizde onların yanında yer alalım” felsefesiyle ilk ofisimizi Arap Emirlikleri’nde açtık. Bugün geldiğimiz noktada, Abu Dabi, Dubai, Erbil, Moskova, Kahire, Monte Carlo’da ofisleri bulunan 360 derece bir iletişim ajansı olmanın yanı sıra, bu coğrafyalarda her iki ülkenin yatırımcıları arasında proje geliştiriyoruz.

 

Newyork, Bakü ve Londra ofislerimiz ise bu ay itibariyle hizmete giriyor. Öte yandan “Patronlar Kulübü” adıyla tescil ettirdiğimiz bir markamız bulunuyor. Patronlar Kulübü ile Manifesto ve diğer dört şirketimizden hizmet alan kurumların yönetim kurulu başkanlarını her ay bir yemekte bir araya getiriyoruz. Toplantılarımız her ay bir başka patronun ev sahipliğinde gerçekleşiyor. Örneğin bu ay Aşçıoğlu’nun sahibi Yaşar Aşçıoğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşti. Önemli köşe yazarlarımızın, ekonomi müdürlerinin katılımıyla devam eden toplantılarımızda patronlar her ay Vahap Munyar, Şeref Oğuz, Ruhi Sanyer gibi değerli köşe yazarları ile ilişkilerini geliştirme imkanı buluyorlar. Tabi aynı masada oturdukları diğer patronlarla da fikir aölışverişinde bulunarak zaman zaman yeni yatırımlara birlikte karar veriyorlar.

 

IMG_6157

 

-Çağdaş Türk sanatçılarının dünyasına ve ilham aldığı noktalara “Sanat Buluşmaları” konsepti ile dokunan Manifesto’nun çalışmalarına dair neler söylemek istersiniz?

 

Şirketimizi kurduktan kısa bir süre sonra başladığımız Patronlar Kulübü 6.yılını doldurduğunda, patronların arkasındaki güçlü eşleri ve onları takip edecek genç jenerasyonu merak ettiğim için kendilerini tanımak istedim. Bunun için anlamlı, kendime ve misafirlerime değer katacak bir sebep olmasına özen gösterdim. Bu bağlamda da konuyu “sanat buluşması” olarak belirledim. Elbet ki konuyu sanat olarak belirlemek istememin en önemli sebebi 2001 yılında resim ve sanat tarihi dersi alma imkanı bulduğum İsmet Doğan ile başlayan sanat yolculuğumun, farklı önceliklerim sebebiyle yarım kalmasından kaynaklanıyordu.

 

Her ay patronlarla bir araya gelirken, hanımlarının ve kızlarının katılımıyla kurduğum Sanat Buluşmaları her hafta bir başka önemli sanatçının atölyesini ziyaret ederek devam ediyor.

 

Bundan yaklaşık 5 ay önce kurduğum platformun adını, creative departmanımızın önerisiyle Latince’de başyapıt anlamına gelen “Magnum Opus” olarak belirledik. Zira her hafta sanatçıları tanımak ve başyapıtlarını görmek üzere Çarşamba günleri 1500-17.00 arasını kendimize ayırıyoruz.

 

Atölye ziyaretlerimize önemli sanat fuarlarını sanat danışmanıyla ziyaret ederek kendimizi geliştirmeye devam ediyoruz. Programımıza Art International, İstanbul Bienali gibi Türkiye’de düzenlenen fuarların yanı sıra, yurtdışındaki önemli fuarları da ekleyerek devam ediyoruz. Bu çerçevede geçtiğimiz hafta Londra’daydık. Dünyanın en önemli iki fuarından biri olan London Frieze Art’ı ziyaret ettik. Özel olarak verilen davetler arasında dünyaca ünlü sanatçı Marc Quinn ile kahvaltı yapma imkanı bulduk. Yine Londra’nın önemli galerilerinden Pİ Artworks’te Gülay Semercioğlu’nun sergisini ziyaret ettik. Şu dönem ise bu yıl 10.yaşına girecek olan Contemporary İstanbul’un hazırlıkları içerisindeyiz. Türkiye’nin en köklü sanat fuarının iletişim süreçleri tarafımızdan yönetiliyor. Özetle kişisel ilgimden kaynaklanan sanat merakım bugün bize Türkiye’nin en önemli sanat fuarının iletişim danışmanlığını üstlenme sorumluluğunu getirdi. Bundan dolayı çok mutluyum.

 

-Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyor musunuz?

 

Evet, yer alıyorum. Üç alanı sahiplenmiş durumdayım. Bunlar çocuklar, sokak hayvanları ve sanat.

 

Mika-Der Minik Kalplerle Elele Derneği’nde Dernek Başkanımız Nesrin Ercan, Başkan Yardımcıları Arzu Çebi ve Arzu Sabancı ile beş yıldır aktif olarak çalışıyorum.

 

Amacımız, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan, Çocuk yuvası ve Yetiştirme yurtlarının yaşam koşullarını iyileştirmek, Çocuk, Sevgi Evleri ve Rehabilitasyon (Çocuk Destek Merkezleri) açmak, bu kurumlarda yaşayan çocuklarımızı; eğitim, spor, müzik, tiyatro ve psikolojik desteklerle onları yarınlarına daha iyi koşullarda hazırlamak. Hedefimiz, ülkemizdeki tüm şehirlere ulaşabilmek.

 

Bu çerçevede bende derneğimizin hedeflerine katkıda bulunmak amacıyla, özel projelerinde iletişimini üstlenmenin yanı sıra, Manifesto olarak tüm kaslarımızla yanlarında yer alarak, projelerinin hayata geçirilmesi için kaynak yaratmaya çalışıyorum. Sokak Hayvanları’nın daha düzgün ve doğru koşullarda yaşaması, hayvan haklarının ülkemizde de yerini bulması için HAKUT’un yönetimindeyim. Kültürümüze ve tarihimize sahip çıkmanın, yok olmaya yüz tutmuş sanatların tekrar canlanmasını, önümüzdeki nesillerin de bu güzellikleri görme fırsatı bulabilmesi için Yıldız Sarayı Vakfı Yönetim Kurulu’nda çalışıyorum.Magnum Opus Sanat Platformu ise sanata ve sanatçıya verdiğimiz değerden dolayı oluşturduğumuz sosyal sorumluluk projemiz. Bu platform sayesinde amacım Türkiye’nin önde gelen markalarını sanatla buluşturmak, sanatçıların hayallerini gerçekleştirmelerine, markaların bir dünya markası olma yolunda sanatla kendilerini farklılaştırmalarına dünyanın çok farklı coğrafyalarında zemin hazırlamak. Herhangi bir gelir beklentisi olmaksızın her hafta bir araya geldiğimizsanat buluşmalarımız bu çerçevede önemli bir sosyal sorumluluk projesi olarak gelişerek devam ediyor. 2016 yılı için şimdiden Danışma Kurulu’nda yer almasını istediğimiz sanat sektöründen önemli isimleri belirlemeye başladık.

 

IMG_6260

 

-İleriye yönelik hedefleriniz ve projelerinizden bahsedebilir misiniz?

 

Hizmet verdiğimiz markaların gelişimine katkıda bulunmak, değer yaratmak en büyük arzularımdan biri. Bu bağlamda Türkiye’de yapılmamış, dünya çapında önemli bir sanat projesini önümüzdeki yıl gerçekleştirme kararı aldık. Yine dünyanın önemli etkinliklerinden birini önümüzdeki yıl Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleştireceğiz.

 

Öte yandan her ay yeni bir şehre seyahat etme, yeni yerler görme, yeni ve özel restoranlar keşfetme, sanata ve tarihe merakımı geliştirme hedefim büyük bir tutkuyla devam ediyor. Bugüne kadar gördüğüm 59 ülkeye yeni ülkeler ve şehirler eklemek istiyorum. Bu sene seyahat ettiğim Güney Afrika’daki safari ve sanat gezimden hafızamda uzun süre yer edecek güzel anılarla döndüğüm için planım, Afrika’nın bir başka noktasına atlı safari deneyimini yaşamak. Zira 2 yıldır düzenli olarak Kemerburgaz’daki Alkuzu Çifliğinde ata biniyorum, mani atlıyorum. Yine önümüzdeki yıl için planım, henüz deneyimlemediğim bir ülkede dalış yapmak. Bugüne kadar dünyanın farklı noktalarında 40 metreye kadar dalış yapan, duvar dalışı deneyimini yaşayan, 2 yıldız üzeri rescue diver’ım. Projelerimden biri ise sanat alanında kendimi geliştirip, bizzat yapmak için vakit ayırıp ileride kendi sergimi açmak…

 

Sanat iletişimi konusunda ise Türkiye’de sanatçıların arzu ettiği noktaya gelmesini sağlamak, dünyaya açılmalarına vesile olmak, ülkemizde sanatçıların hak ettiği değeri bulması ve devletimiz tarafından desteklenmesi için köprü görevi kurmak, regülasyonları düzenlemeye katkıda bulunmak en büyük arzum.

 

 -Bu keyifli söyleşinin sonuna gelmişken, hayata sanata ve insana dair neler söylemek istersiniz?

 

Zaman çok hızlı geçiyor. Bu yüzden zamanı çok doğru kullanmamız gerektiğine inanıyorum. Bunun en basit yolu ise günümüzü en iyi şekilde planlamaktan geçiyor. Birçok kişi onca şeyi bir günüme, hayatıma nasıl sığdırdığımı merak eder. Sırrı, büyük annelerimizin söylediği gibi güne erken başlamaktan kaynaklanıyor. İşimle evim 3 dakika mesafede olmasına rağmen, güne sabah 06.00’da başlarım, 06.30’da her sabah sporumu yapar, 08.30’da işimin başında olurum. Her gün 7 saat uyumaya özen gösteririm. Aile alışkanlığımızdan dolayı sağlıklı beslenirim. Çünkü biliyorum ki yediklerimiz enerjimizin kaynağı… Protein ağırlıklı bir beslenme hem sizi daha fit, hemde daha enerjik kılar.

 

Herzaman pozitif olmamın sırrı ise etrafımda negatif hiçbirşeyi tutmamamdan kaynaklanıyor.

 

Tavsiyem, hiçbirşey için üzülmemeniz. Herşeyin bir hayrı olduğuna inandığınız zaman hayatınızdaki herşeyin olumlu bir sebebi olduğunu biliyorsunuz. Bu sizi mutlu ve yüksek enerjili kılıyor. Sanatın hayatınıza girmesi ise size bambaşka bir bakış açısı kazandırıyor, derinlik katıyor. Bunun için herkese önerim yollarını sanatın kendilerine iyi gelen herhangi bir dalı ile kesiştirmeleri…

Yorumlar kapalı.