Ayşegül Çoruhlu: Midemizi değil hücrelerimi doyurmalıyız…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Bilinç meselesi ilginç bir bilme hali… Başına dert gelmeden, psikolojik veya fiziksel olarak canı yanmadan ‘ayılmak’ pek insan işi bir huy değil. Tek çözüm, tek hareket, tek ilaç, tek hekim… Hep bir kısa yol aranıyor… Hastalanmak, yaşlanmak, performansınızın düşmesi, ruhsal memnuniyetsizlikler… Bunlar hep hücre kimyasıyla ilgili ve değiştirilebilir.”

 

İleri anti-aging yaklaşımlarını ülkemizde ilk uygulayan hekimlerden Dr. Ayşegül Çoruhlu bu ay oldukça kapsamlı bir röportaj ile sayfalarımıza konuk oldu.

 

İşte “Hücrelerden oluşuyoruz. Bu kadar milyar hücre nasıl çalışır, nasıl hastalanır? Sorusunun cevabını bilirsek, her şeyi tersine çevirebiliriz” sözleriyle insanları farkındalığa davet eden Çoruhlu ile gerçekleştirdiğimiz çok özel röportaj…

 

-Ayşegül Hanım, okuyucularımıza kısaca kendinizden, eğitim durumunuzdan ve profesyonel özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?

 

Liseyi İzmir’de okudum. İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezunum. Biyokimya ihtisası yaptım. Ayrıca, Boğaziçi Üniversitesi’nde Biyomedikal Mühendisliği Master’ım, A4M adıyla bilinen American Antiaging Derneği sertifikalarım var. Amerikan Hastanesi, İntermed gibi büyük kurumlardan sonra şimdi ise özel çalışıyorum. Alkali diyet ve tokuz ama açız adında iki kitabım var. Biyokimya ve anti-aging uzmanıyım.

 

-Antioksidan testler, gıda duyarlılığı testi, kişiye özel hormon ve genetik testleri gibi ileri anti-aging yaklaşımlarını ilk uygulayanlardansınız. Uygulama sonuçlarınız ve bu alandaki gözlemleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

 

2000 yılında anti-aging yaklaşımı çok yeniydi. Yani, yaşlanmayı yavaşlatma ya da zamanı biyolojik olarak geri çevirme diye çevireceğim “anti-aging” tabiri yeni duyuluyordu… Biyokimyacı olarak, rutin testlerden olmayan özel anti-aging testleri uygulamaya başladığımda çok karşı fikir oluştu. Diğer hekim arkadaşlarımın çoğunluğu ise bunları ciddiye almadı…

 

O yıllarda, antioksidan kapasite ölçmek, büyüme hormonu, stres hormonu ölçmek, gıda duyarlılığı veya açlık insülini gibi testler rutin dışı idi. Hekimler bu testleri gereksiz bulurdu.

 

10-15 yıl sonra bunlar rutin oldu… Eskiden check-up’tan daha ileri bir anti-aging yaklaşımı yoktu. Check up’ların da normal aralıkların üstünde bir testin yoksa “sağlıklısın” denilirdi. (Bu yaklaşım hala var.) Oysa anti-aging, normal aralıklarda da gözükse, bir biyokimya değerinin gençlikte ki değerde olmasını sağlamaktır. Normal ve ideal arasında fark var. Ben ideal değerlerin peşindeyim. Şuan ki bilgilerimizle hastalıkları engellemek bir yana, yaşlanmayı yavaşlatabiliyoruz hakikaten. Ancak 10 yıl önce ikna edemediklerim 10 yıl kaybetti. Bu şaka tabii. Ya da değil…

 

-Son dönemlerde sıklıkla duyduğumuz kelimeler “alkali su” , “alkali beslenme”… Peki, alkali ne anlama geliyor?

 

Alkali olmak, biyokimyasal olarak vücudun iyilik halini basitçe ifade eden bir tabirdir. Bilindiği üzere alkali beslenmek, bolca sebze, meyve, baklagil, baharat, kuruyemiş, balık, gibi tamamen sağlıklı besinleri; az miktarda yumurta, hindi eti, organik tavuk-et, keçi –koyun vs süt, yoğurt, peyniri, kefir, işlenmemiş tahıllar ve tüm iyi yağları grubunu içeren beslenmedir. Bu beslenme sağlıklı beslenme tabirine uyan beslenmedir. Burada sağlık kelimesi alkali kelimesiyle aynı anlamdadır. Çünkü alkali olmak sağlıklı olma halinin biyokimyasal adıdır.

 

-Biyokimya uzmanı bir hekim olarak kaleme aldığınız “Alkali Diyet” kitabınızda hastalıkların hepsinin“hücredeki asit-alkali dengesi” kaynaklı olduğunu belirttiniz. Bu hayati denge hakkında bilgi alabilir miyiz?

 

Biyokimya uzmanlığı adı üstünde vücudun hücresel düzeyde işleyen kimyası üzerine ihtisas yapmış olduğumu anlatır. Yani, bir kardiyoloğun kalbe, dermatoloğun cilde bakışı yerine, ben bir organa değil, o organın içindeki hücreye bakarım.

 

Hücrelerden oluşuyoruz. Bu kadar milyar hücre nasıl çalışır, nasıl hastalanır? Sorusunun cevabını bilirsek, her şeyi tersine çevirebiliriz…

 

Temelde asit-alkali dengesi, hücrenin kullandığı enerji yakıtı ve o yakıtın çöpü üstünden belirlenir. Hücre enerji için iyi yakıt kullanıyorsa, çöp de az olur. Bu basit bir mantıktır ama enerjiyle çalışan her canlıda ve hatta araçlar da bile doğrudur. En iyi yakıtla en üstün performans ve en uzun süre dayanıklılık istenendir.

 

Yiyeceklerin alkali olanlardan seçilmesi demek, biyolojimize uygun beslenmek demektir. İşlenmiş yiyeceklerin biyolojimize uygun olmadığını biliyoruz. Neden onlar uygun değiller çünkü onlardan enerji üretilirken çok çöp çıkıyor ve bu da hücreleri asitlendiriyor.

 

IMG_5668

 

-Hastalıklardan korunma adına beslenme şeklinde ne gibi değişiklikler yapılmalı, asla ve mutlaka dediğiniz şeyler var mı bu konuda?

 

Aslında hangi yiyeceğin sağlıklı hangi yiyeceğin sağlıksız olduğunu bilmeyen yoktur bu devirde ancak iş orada bitmiyor. Asıl iş, hekiminizin gelecek 10-20 yıldaki risklerinizi kapsamlı özel testler ve muayeneyle belirlemesi, ona uygun ilaç-vitamin-yaşam şekli önerileri reçetelemesi ile olur. Gerçek anti-aging budur. Beslenme de bunun önemli bir ayağı tabii. Ancak, liste sever kişiler bir anti-aging uzmanına değil diyetisyen arkadaşlarımızdan birine gitmeliler. Beslenmenin biyokimyasını öğrenmek isteyenler için iki kitabım da oldukça yol gösterici. Aslında ben o kitaplara, ‘doktora ’ gitmeme kitabı diyorum. Okuyan mantığı çözüyor. Zaten hangi hekim veya diyetisyen alkali beslenme biyokimyası hakkında, bir saatlik muayene süresince 400 sayfa bilgi verebilir ki?

 

-“Bilinçli beslenme” sağlıklı bir vücudun olmazsa olmazı… Bu noktadan yola çıkarak Ülkemizdeki beslenme bilinci hakkında bir değerlendirme yapar mısınız?

 

Bilinç meselesi ilginç bir bilme hali. Başına dert gelmeden, psikolojik veya fiziksel olarak canı yanmadan “ayılmak” pek insan işi bir huy değil. Tek çözüm, tek hareket, tek ilaç, tek hekim vs hep bir kısa yol aranıyor…

 

Klasik laftır, arabanızın bakımlarını ihmal etmez kendinizinkini edersiniz diye. Doğru, çoğumuz öyleyiz. Ama benim işim ısrarla ve bıkmadan şunu tekrarlamak; hastalanmak, yaşlanmak, performansınızın düşmesi, ruhsal memnuniyetsizlikler vs bunlar hep hücre kimyasıyla ilgili ve değiştirilebilir. Bilim buna imkân veriyor. Yapmanız gereken sağlık sorumluluğunuzu almak, kader ya da genetik diye pes etmemek ve en önemlisi gerçek otörlerin ifadelerine kulak vermektir. Çünkü şu an sağlık konusu, içinde rahatça boğulacağınız bir bilgi havuzu.

 

-Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyor musunuz?

 

Evet. Vakıfların toplantılarında, liselerde, belediyeye ait kurumlarda konferanslar veriyorum. Tıp kongrelerinde biyokimya dışı, anestezi veya dermatoloji gibi branşlar için sunum yapıyorum ki bu benim için büyük gurur kaynağı. Amerika ve Dubai’de de çeşitli sosyal organizasyonlar için konuşacağım. Bu çalışmaların hepsi sosyal sorumluk kapsamında ticari değil.

 

-İleriye yönelik hedefleriniz ve projelerinizden bahsedebilir misiniz?

 

Amerika ve Dubai çalışmalarımı arttıracağım. Kitaplar İngilizce oldu zaten. Yeni kitaplar yazıyorum. Amerika’da bir araştırmaya katılmayı planlıyorum…

 

Biyokimyacı hekim arkadaşımızın Nobel başarısı ki o da hücre üzerine çalışıyor, bizi gururlandırdı ve çıtayı yükseltmemiz gerektiği gösterdi. Bizde çok çok iyi hekimler var. Biraz vizyonla hepsi çok başarılı yurtdışı kariyerler yapabilirler ve yapıyorlar.

 

Yorumlar kapalı.