Seba Güceylioğlu: “Sevgiye ve birliğe hepimizin çok ihtiyacı var”

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Yardım kavramını sadece maddi anlamda düşünmüyorum. Bazen kişinin paradan çok bir çay içmeye, bir sıcak sohbet etmeye de ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum.”

 

“Modern dünyada insanlar gitgide yalnızlaşıyorlar. Bundan dolayı sevgiye ve birliğe hepimizin çok ihtiyacı var.” sözleriyle daha duyarlı bir toplum olmamız gerektiğini vurgulayan Seba Güceylioğlu ile keyifle okuyacağınız bir röportaj gerçekleştirdik.

 

-Seba Hanım, röportajımıza kısaca sizi tanıyarak başlayabilir miyiz? Şu sıralar neler yapıyorsunuz?

 

İstanbul’da 1 Şubat 1980 yılında doğdum. Şişli Terakki İlkokulundan sonra eğitimime Saint-Michael lisesinde devam ettim. Fransız okulunu seçmemde annemin ve anneannemin etkisi çok oldu. Çocukken onların aralarında Fransızca konuşmalarını büyük bir keyifle dinlerdim ve bir an önce Fransızcayı öğrenerek onların konuşmalarına katılmak için can atardım. Liseden sonra ise Paris’te 2 yıl işletme eğitimi aldım. Daha sonra İstanbul’a dönerek Öğrenimime Boğaziçi Üniversitesi’nde devam ettim. 2 sene dedemin hastanesinde çalıştım, onun vefatıyla da iş hayatıma noktayı koymuş oldum.

 

Şu sıralar zamanımın çoğunu 2,5 yaşındaki oğlum Kerim Seyfi ve ailemle geçiriyorum. Fırsat buldukça spor yapıyorum. Aynı anda ve büyük bir merakla okuduğum 2 tane baş ucu kitabım var; “İlluminati” ve “İmkansızın Şarkısı” onları bitirmeye çalışıyorum. Bunların haricinde elbette dostlarıma, sosyal hayatıma ve dernek çalışmalarıma da vakit ayırıyorum. Her şeyden önce insanları çok seviyorum. Toplum içinde olmaktan, fikir alışverişlerinden ve sohbetlerden çok büyük keyif alıyorum; üzüntülerin paylaştıkça azaldığına, mutlulukların ise paylaştıkça arttığına inanan biriyim.

 

-Geçtiğimiz yıllarda anne oldunuz. Peki, çocuğunuzla ilgili nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz? Anne olmak hayatınızı ne yönde değiştirdi? Annelik üzerine neler söyleyebilirsiniz?

 

Benim önceliğim, oğlumun sağlıklı, mutlu olması ve huzurlu bir ortamda büyümesi.

 

Tabi ki Kerim Seyfi’nin iyi bir eğitim alması da benim için çok önemli. Oğlumun toplum tarafından sevilmesi, insanlığa faydalı işler yaparak bizleri gururlandırması en büyük arzum.

 

Annelik üzerine şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; Ben anne olduktan sonra daha güçlü bir kadın oldum. Önceden en ufak bir şeyden hemen demoralize olurdum, şimdi ise oğlumun varlığı her sıkıntıda bana kuvvet veriyor. Annelik bence sevginin en saf, en karşılıksız hali; ölene kadar değişmeyecek en büyük görev ve en kutsal meslek…

 

-Türkiye’nin en önemli doktorlarından birisi olan merhum Seyfi Basa’nın torunu olduğunuzu ve dedenize olan düşkünlüğünüzü biliyoruz. Hatta hayatınızdaki en değerli varlığa, çocuğunuza dedenizin ismini verdiniz. Bu noktada neler söylemek istersiniz?

 

İtiraf etmeliyim ki Seyfi Basa’nın torunu olmak, küçüklüğümden beri bana hayatın bütün kapılarını açtı. Okul hayatım boyunca öğretmenlerimden gördüğüm ilgi bile farklıydı. Girdiğim topluluklarda onun torunu olma sıfatından dolayı hep özel ağırlanmışımdır… Dedemi 4 yıl önce kaybettim; ama hala o benim en önemli gurur kaynağımdır. Çünkü dedem her kesimden insan tarafından çok sevilen ve sayılan bir kişiydi. Hayatını insanlara yardım etmeye adamıştı. Benim insan sevgimin kaynağının da dedem olduğuna inanıyorum.

 

Oğlum Kerim Seyfi’nin dedemin adını taşımasından gurur duyuyorum. En büyük arzum, oğlumun da dedem gibi sağlam karakterli, güçlü, başarılı ve uzun ömürlü olmasıdır. Dedemin adını oğlumda yaşatıyor olmaktan sonsuz mutluluk duyuyorum.

 

-“Hayattaki en büyük lüksüm” diye nitelendirdiğiniz bir şey var mı? Sizin pencerenizden baktığımızda hayat nasıl görünüyor?

 

Benim en büyük lüksüm, ailemin sağlığıdır. Çünkü geçmişte anneannemin ve dedemin yaşlılıktan kaynaklanan bir takım sağlık sıkıntılarına şahit oldum. Bu süreçler beni çok derinden etkiledi ve bu günkü hayata bakış açımda büyük rol oynadı. Artık elimden geldiği kadar hayatı fazla irdeleyip sorgulamadan, günü gününe yaşamaya çalışıyorum. Eskiden beni üzen, hoşlanmadığım olaylara katlanır ve içime atardım. Özellikle son yıllarda bu huyumu değiştirmeye çalışıyorum. Artık yerine göre gereken tepkiyi vermeyi ve kendimi daha iyi ifade etmeyi öğrendim diyebilirim.
-Antikaya olan ilginizi biliyoruz. Bu ilginizin kaynağı nedir?

 

Antika sevgisi bana ailemden miras. Antika tutkunu bir ailede büyüdüm. Küçük yaşlarımdan beri ailemle birlikte müzayedelere giderdim. Hatta yurt dışı tatillerimizde dahi pazar günlerini hep antikacılarda geçirirdik. Açıkçası antika çocukluk yıllarımda bana pek de fazla bir şey ifade etmiyordu. Ancak zamanla zevklerim oluşmaya başladıkça aslında bu merakın içimde bir yerlerde olduğunu fark ettim. Mesela genç olmama rağmen hiç bir zaman modern bir evim olsun istemedim, hep klasik ve eski olanı severim. Evimde ki antikaların da hepsi anneannem ve dedemden kaldı dolayısıyla benim için manevi anlamda da çok kıymetliler.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim; insanın zevklerinin biçimlenmesinde yetiştiriliş tarzının etkisi çok büyük. Her birey yaşı ilerledikçe ailesinin verdiği kültürü benimsiyor ve yaşıyor…

 

– “Türkiye’de antika” kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Türkiye’de özellikle son yıllarda antikaya olan merak arttı diyebilirim. İnsanlar gerek zevk olarak, gerekse yatırım olarak antikaya rağbet gösteriyorlar ve bilinçli alışveriş yapıyorlar.

 

Eskiden evleri süslemek için daha çok Avrupa kökenli antikalar tercih ediliyordu, şimdi ise koleksiyonerler Osmanlıya yönelmeye başladı. Tombaklar, tuğralı gümüşler ve kıymetli Türk ressamlarının tabloları çok değer kazandı…

 

Son 20 senedir Türkiye’de çağdaş resimlerin de sergilendiği birçok galeri açıldı. Ayrıca çok başarılı müzayede evleri var. Bu sayede antikaya merakı olan insanlar hem ilgilendikleri parçalara daha kolay ulaşıyor hem de buralarda antika üzerine eğitim alarak bilgilerini arttırabiliyorlar.

 

-Yardımsever bir kişiliğe sahipsiniz. Bu anlamda yer aldığınız sosyal sorumluluk projelerinden ve dernek faaliyetlerinizden bahseder misiniz?

 

Daha öncede söz ettiğim gibi insanları çok seviyorum ve bir insanın ufacık da olsa yüzünü güldürebilmek beni inanılmaz mutlu ediyor. Modern dünyada insanlar gitgide yalnızlaşıyorlar. Bundan dolayı sevgiye ve birliğe hepimizin çok ihtiyacı var. Yardım kavramını sadece maddi anlamda da düşünmüyorum. Bazen kişinin paradan çok bir çay içmeye bir sıcak sohbet etmeye de ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Bununla beraber sosyal sorumluluk projelerine de elimden geldiğince destek vermeye çalışıyorum. Koruncuklar yararına düzenlenen “Çocuklar Aşkına” projesinde 60 arkadaşımla beraber podyumda yürüdük. Bu projenin bir parçası olmak, beni çok heyecanlandırdı ve çok mutlu etti.

 

Yakın zamanda üniversitede okuyan ancak maddi anlamda sıkıntı yaşayan başarılı öğrencilere destek sağlamak amacıyla kurulan “Başarım Sensin” derneğine katıldım. Dernek çalışmaları ile ihtiyacı olan üniversite öğrencilerine burs imkanı sağlıyoruz. Geçtiğimiz günlerde de Soma’da babalarını kaybeden öğrencilerimiz için bir yemek düzenledik. Başarılı bir etkinlik oldu. Dostlarımızın katılımı da bizi çok mutlu etti.

 

Bir gün bana yetmiyor!

 

Bazen bir günün bana yetmediğini düşünüyorum. Çocuğuma, aileme, kendime, arkadaşlarıma her şeye ve herkese aynı anda yetişmeye çalışıyorum. Bu durum da zaman zaman beni yoruyor. Hayatta ki en büyük hedefim, oğlumu en güzel şekilde yetiştirmektir. Kerim Seyfi’nin örf ve adetlerimize, inançlarımıza bağlı, aile değerlerine sahip çıkan, başarılı, saygın bir insan olduğunu görmek ve hayatımı ailemle dostlarımla sevdiklerimle güzel şeyler yaparak, iyi anılarak, insanlar tarafından sevilip sayılarak yaşamak, ailemin adına ve geçmişine layık bir evlat olmaktır.

Yorumlar kapalı.